Medal of Honor 2010 oyun incelemesi

Medal of Honor Medal of Honor 2010 oyun incelemesiSteven Spielberg’in yönetmenliğini yaptığı Saving Private Ryan (Er Ryan’ı Kurtarmak) filmini bilmeyeniniz yoktur. 1998 yılında sinemalarda gösterildiğinde olay yaratmış, özellikle de filmin başındaki D-Day sahnesi ile sinema tarihine adını kazımıştı. Hepimizin oldukça etkilendiği bu savaş sahnesini 2002 yılında monitörlerimize taşıyan Medal of Honor ismindeki oyun ile, aynen filmde olduğu gibi, Omaha Beach üzerinde yaşanan o kanlı savaş sahnesini yeniden yaşamıştık. Öyle bir oyundu ki, resmen koltuklarımıza çivilenmiştik. Baştan sona sürekli filme gönderme yaparak ilerleyen ilk Medal of Honor, bizlere İkinci Dünya Savaşı atmosferini çok iyi yansıttı ve hemen benzer oyunlar piyasaya sürümeye başladı. Hatta yıllardır kıyas içerisinde olduğu Call of Duty de, Medal of Honor’ın piyasayı kasıp kavurmasının ardından çıkagelmiş, ikili arasında büyük bir mücadele ortaya çıkmıştı.

Yıllar boyunca hem Call of Duty hem de Medal of Honor tarafında seri halinde birçok oyun piyasaya sürüldü. İnişli çıkışlı grafik izleyen Medal of Honor serisi, ilk çıkış yaptığı dönemdeki başarısını şu günlerde mumla arıyor. Öyle ki, son olarak piyasaya çıkan Airborne bölümü ile dibe vurduğunu söyleyenler bile oldu. Bana göre vasatı aşan bir oyundu, ama rakibi Call of Duty çıtayı çok yükseğe çıkarınca artık esamesi okunmamaya başladı.

Tüm bu olumsuz taboyu ortadan kaldırmak adına EA Los Angeles yapımcıları, Medal of Honor serisini hak ettiği yere getirmek için her şeye yeniden başlamaya karar verdi. Yeni bir ekip, kendini tamamiyle yeni nesil Medal of Honor’ı yaratmak için ofise kapattı. Tıpkı oyundaki karakterler gibi saçları sakallarına

21 Ocak 2011
Okunma 382
bosluk

Call of Duty 2 Geniş Oyun İnceleme

callofduty2 Call of Duty 2 Geniş Oyun İncelemeİlk oyun 2003 yılında hiç beklemediğimiz bir anda gelmiş ve bomba etkisi yaratmıştı. Yapımcı Infinity Ward, gayet tecrübeli elemanlardan oluşuyordu. Zaten kendilerini Medal of Honor gibi bir seriyle kanıtlamışlardı, ancak yaptıkları yeni oyun MOHAAı bile geride bırakmıştı. Call of Dutye dikkatimizi çeken ilk şey savaş atmosferinin bire bir olarak oyuna yansıtılmış olmasıydı. Başımızın üstüden geçen kurşunların çıkardığı sinir bozucu sesler, yanımızda teker teker düşen arkadaşlarımız ve biraz ilerimizde patlayan bombanın kulaklarımızda duyulan uğultusu. Bu kadar iyi ve sevilen bir oyuna elbette bir ek paket gelecekti ki, zaten kısa bir süre sonra COD ek paket; United Offensive geldi. İyileştirilen grafikler, yeni bölümler, sıcak ve kapsamlı çatışmaları ile büyük bir zevkle oynatmıştı kendini bize. Herkes serinin devamı gelecek mi diye birbirine sorarken, Activision ikinci oyunun yapımına başlandığı haberini verdi. Tabi buna en çok sevinenler serinin yakın takipçileriydi. Beklediğimiz an geldi, çok uzun sürmeyen bir bekleyişin ardından Call of Duty 2 piyasaya çıktı.

Incoming !

Call of Duty 2e ilk oyunda olduğu gibi ufak bir alıştırma bölümü ile başlıyoruz. Karşımıza konulmuş nesneleri vurup biraz ilerledikten sonra, el bombası almak üzere elimizi kasaya atıyoruz, ancak kasalardan el bombası yerine patatesler çıkıyor. Bizimle birlikte olan silah arkadaşlarımız da buna şaşırıyor ama komutanımız savaş zamanında tedbirli olup, boşa malzeme harcamamak gerekli diyor ve biz de diğer göreve geçiyoruz. Oyunda görevlerimizin yerini yine sol alt köşedeki pusulamızın yardımı ile buluyoruz. Görevler genellikle sıra tabanlı ilerliyor ancak, ana görev içinde aldığımız yan görevlerin hangisini ilk önce yapacağımız bize kalmış, bu da bir nevi serbestlik yaratmış oyunda. Call Of Duty 2e oyun boyunca bize diğer asker arkadaşlarımız eşlik ediyor, fakat aksiyonun başlaması için bizim hareket etmemiz gerekli, oyunda önceden hazırlanan sahnelerde bu kendini iyice belli ediyor. Örneğin bir bölümde yoğun ateş altında kalıyoruz, takım arkadaşlarımız dahil herkes bombalardan ve kurşunlardan korunmak için kafalarını deve kuşu misali toprağa sokmuş durumda. Tabi biz böyle boş durmuyor ve hemen ilerlemeye başlıyoruz, üzerimize isabet eden kurşunlarla biraz hasar alıyoruz, tam üstümüzdeki baskı iyice arttığı anda, bir tank tam yanımızda duran duvarı kırıp içeri dalıyor ve etrafı düşmanlardan temizleye başlıyor. Ancak yukarıda dediğim gibi; biz hiç ilerlemesek, o tankın geleceği ve bizimde oradan kurtulacağımız yok.

World War

1941 ve 1945 zaman aralığını konu alan oyunda Rus, İngiliz ve Amerikan kuvvetleri ile Rusya, Mısır, Libya, Tunus ve Fransaa çarpışıyoruz. Oyundaki çatışmalar genellikle ağır geçiyor, bizden ya bir yeri savunmamız ya da bir bölgeyi ele geçirmemiz isteniyor ki, bunlarda çok basit görevler değil. Düşmanlarımız oldukça dinamik hareket ediyor, belirledikleri stratejiye göre dizilip savunma ya da duruma göre atağa geçebiliyor. Hatta sizin attığınız bombayı aynı hızla size geri fırlatabiliyor, bombayı geri atamayacağını anlayınca ise bulundukları yerden hızla uzaklaşabiliyorlar, tabi bu da onların yapay zeka bakımından yeterince iyi olduğunu gösteriyor. Düşmanlarımızın önlerinde bulunan her şeyi siper olarak kullanıp, bize hasar vermelerinde üstlerine yok. Hele ki ağır makineli tüfekleri ellerine aldıklarında demeyin keyiflerine! Sakın yanılmayın, yapay zeka sadece elinde silah olduğunda değil elinde silah olmadığında da çok iyi iş çıkarıyor. Düşman, tabancasının dipçiği ile iki üç darbede bizi gafil avlayabiliyor. Bu durumu özellikle yakın çatışmalarda görebilirsiniz.

Sağlık Paketi Koymayı Unutmuşlar

Oyunda dikkatimi bir husus çekti. İlk oyunun aksine COD2e sağlığımız azaldığında (COD 2e sağlık durumumuzu gösteren bir bar yok!) etrafta ilk yardım paketleri aramıyoruz. Düşman tarafından büyük hasara uğratılmışsak, ilk olarak kalp atışlarımız hızlanıyor ve gözlerimiz kanlanıyor. Buna rağmen çatışmaya devam edersek, sonumuz pek hayırlı olmuyor, ancak sağlığımızın azaldığı anda, bulunduğumuz yerde çok az bir süre beklediğimizde, kalp atışlarımız ve nefes alış verişimiz eski haline dönüyor ve aksiyona devam edebiliyoruz. Bu olayı daha önce Brothers In Armsa görmüştük. COD 2e de olması gayet iyi olmuş. Kurşunlar başımızın üstünden teğet geçerken, kalkıp etrafta sağlık paketi aramak çok iyi olmasa gerek.

Ben ve Silah Arkadaşlarım

Yazının başında oyun boyunca bize takım arkadaşlarımızın eşlik ettiğini söylemiştim ancak bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. İlk oyunun aksine COD 2e takım arkadaşlarımız çok daha aktif ve bize çok daha fazla yararları var. Bir bölgeyi ele geçirmek istediğimizde çok güzel bir şekilde baskı ateşi açabiliyor, kurşunumuz bittiği anda yanımızda belirip, düşmanlarımızı yere serebiliyorlar. Düşman yapay zekası ne kadar iyiyse, takım arkadaşlarımız da o kadar iyi. Yani ortada dişe diş, kana kan bir mücadele var ki, bu da oyunu çok zevkli bir hale getiriyor. Oyunda, içinde bulunduğunuz aksiyon nedeni ile gaza gelip takım arkadaşlarınızı vurmak sizi çok üzebilir, çünkü bu noktada oyun sona erip en son saveen başlıyor. Bunun biraz sinir bozucu olduğunu söylemek gerek ancak Friendly Firen açık olması oyundaki gerçekçiliği arttıran bir etmen. Yapımda kullandığımız silahlardan en beğendiğim Sniper oldu. Sniper elimize aldığımızda, Shift tuşuna basıp nefesimizi tutuyor ve düşmanımızı çok güzel bir şekilde öldürüyoruz! Bu arada oyundaki save sistemi de değişmiş. ilk oyunda ve ek pakette olduğu gibi istediğimiz yerde save alamıyoruz. Onun yerine Checkpoint sistemi getirilmiş, bir bölümü tamamlandığınızda ister Resume Game diyebilir, isterseniz de Mission Select bölümünden oynamak istediğiniz yeri seçebilirsiniz.

Alarm Alarm!

Biraz da oyunun atmosferinden bahsedelim. Yazıda ara ara belirttiğim gibi aksiyon dur durak bilmiyor, sürekli bir çatışma halindesiniz ancak bu sizi hiç sıkmayacak şekilde hazırlanmış. Oyunun en zevkli bölümlerinden biri olan D-day oynadığınızda ise ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Askerleri taşıyan deniz aracının içinde sahile doğru yol alıyorsunuz. Bir yandan komutanınız size sahile vardığınızda neler yapmanız gerektiğini anlatırken, bir yandan da sağınıza ve solunuza düşen topları görüyorsunuz ancak bunu fazla önemsemiyorsunuz. Sahile yaklaştığınız anda silah sesleri başlıyor ve daha aracın kapağı açılmadan yanınızda ve önünüzde bulunan askerler teker teker ölmeye başlıyor. Acele etmemiz gerektiğini anlıyor ve hemen dışarı çıkıyoruz ancak tam o anda yanımıza düşen bir top sayesinde olduğumuz yere yığılıyoruz ve yerde yatarken etrafımızda olan biteni izliyoruz (gerçekten dramatik bir sahne yaratmış Infinity Ward). Tam öldüğümüzü düşündüğümüz anda başka bir er gelip bizi omzuna alıyor ve güvenli bir bölgeye taşıyor. Daha sonra elimize aldığımız Sniper ile ağır makinelilerdeki düşmanları temizleyip, yukarı doğru tırmanmaya başlıyoruz.

Yapımın atmosferine en önemli katkıyı sağlayan etkenlerden biri ise tabi ki sesler. Siz çatışmadayken fondan çok hafifte olsa, ara ara müzik geliyor, tabi ki bunlarda insanı gaza getirecek, cinsten olunca siz de daha heyecanlı daha zevkli oynuyorsunuz COD 2i. Takım arkadaşlarımız ve düşmanlarımızın sesleri de oldukça etkileyici olmuş. Savaş sırasında bulunduğunuz duruma göre bağırıp çağırabiliyor, yara aldıklarında ise oldukça gerçekçi sesler çıkartabiliyorlar.

Multiplayer?

Call of Duty 2in en güzel yanlarından biri de Multiplayer, bu bölümünde 13 harita ve 5 Multiplayer mod bulunuyor. Bu modar; Search and Destroy, Deathmatch, Team Deathmatch, Capture the Flag, Headquarters. Tüm bu modarı sırayla denedim ve bence en iyisi Team Deatchmatch modu. İyi bir şekilde organize olup güzel bir takım çalışması ortaya koyarsanız eminim siz de çok zevk alarak oynayacaksınız. Diğer modarı da yabana atmamak gerekli tabi.

Detay

Oyundaki grafiklere değinmek gerekirse, size Infinity Wardn yine çok iyi bir iş çıkardığını çekinmeden söyleyebilirim. Karakterlerin yüz kaplamalarından tutun da, soğuk havada ağızlarından çıkan nefeslerine kadar her şey büyük özen gösterilerek yapılmış. Mekan tasarımlarına ise diyecek hiçbir sözüm yok, binaların dış kaplamaları yanı sıra içersindeki objeler de gayet iyi tasarlanmış. Nedense binaların içerisine girince Half-Life 2 aklıma geldi, kendimi o atmosferin içinde buldum sanki. Ancak bir nesneye ateş ettiğimde (şişe ve vazolar hariç) partikül efekti dışında bir tepki alamamam beni üzdü. Call of Duty 2e de Source motorunun marifetlerini görmek istiyor insan. Karakterlerin aldıklara hasara göre tepki vermeleri de ayrı bir güzellik tabii ki. Örneğin düşmanız boğazına isabet eden bir kurşun, sonunda hemen elerini boğazına koyup yere düşüyor. Vücudun diğer bölgelerinde de aynı şekilde. Bu arada oyuna; istemim yeter mi yetmez midiye kafanızı yormayın. Minimum sistem özelliklerinde bile rahatça oynayabilirsiniz.

Peki ya Sonuç?

Aslında uzun uzun düşünmeye gerek yok. Call of Duty 2 gerçekten beklediğimize değdi. Gerek grafikler, gerek oynanabilirlik, gerekse yapay zeka bakımından oldukça tatmin edici bir oyun olmuş ama oyunda eksikliğini hissettiğimiz bir yön var, o da fizik motoru. Gerek Half-life 2 gerekse F.E.A.R.a fizik motorunun oynanabilirliğe ne kadar etki ettiğini hepimiz gördük. COD 2e ise bu şarap şişelerini kırmaktan öteye gidemiyor maalesef. Bu da bence oyunun tek eksisi. Efendim artık yazıyı sonlandırmak zorundayım çünkü COD 2 yazmakla bitmeyecek nadir oyunlardan biri. Eğer COD ve COD: UO severek oynadıysanız, F.E.A.R. ve Quake 4 gibi oyunların sizi iyice daralttığını (sistemlerinizi de tabi ki)düşünüyorsanız, Call of Duty 2i severek ve çok büyük zevk alarak oynayacaksınız buna emin olun.

30 Ekim 2010
Okunma 107
bosluk

Age of Mythology The Titans Expansion İnceleme

Age of Mythology, (Mitoloji Çağı) Ensemble Studios’ un oyunlarından biridir. 3B formatında da oynanabilen oyunun grafikleri, ses efektleri ve müzikleri ise oyunun en güzel özellikleridir.
Toplam 32 bölümden oluşan oyun Mısır, Yunan ve İskandinav mitolojilerinden yola çıkılarak yapılmıştır.
Oyunda halkınıza belirli bir tanrı seçtikten sonra çağ atlayıp size verilen görevleri yerine getiriyorsunuz. Çeşitli büyülerin yanı sıra binalar yapılıp askerler ve köylüler üretilebilir, köylüler ile de değişik binalar inşa edebilirsiniz. Çeşitli karakterler ve tanrılar ile görev ilerledikçe farklı ülkelere gidilecektir.
Strateji sevenlere uygun bir oyun olan Age of Mythology mitolojik konulardan ve grafikler açısından iyi bir oyun. Oyunda inşaat bazı ırklarda farklı. Örneğin Yunanlılarda, köylüler inşaat ve toplama (altın, odun, yiyecek) yaparken, İskandinavlarda ise toplama görevleri köylülerin, inşaat ise piyadelerin. Mısırlılarda ise Yunanlılarla aynı,inşaat ve toplama köylülere ait.Ayrıca birçok yapı ücretsiz.
Oyunda 12 ana (major) tanrı bulunur:
Yunan Tanrıları: Zeus, Poseidon ve Hades
Mısır Tanrıları: Ra, İsis ve Set
İskandinav (Norse) Tanrıları: Odin, Loki ve Thor.
Oyuna başlarken şeçtiğiniz ana tanrıya göre her çağ atlamanızda karşınıza 2 küçük (minor) tanrı gelir ve bunlardan birini seçerek o çağda kendinize rehber edinir[/size]siniz. Oyunda her minor tanrı seçildiğinde o tanrının savaşçısı veya canavarını Temple’dan çıkarma gücüne sahip olunur.Bunlar: Yunan Tanrıları
Athena-Minotaur
Hermes-Centaur
Ares-Cyclops
Dionysus-Hydra ve Scylla
Apollo-Manticore
Afrodit-Nemea Aslanı
Hepheastus-Colossus
Artemis-Chimera
Hera-Medusa ve Carcinos
Mısır Tanrıları
Bast-Sfinks
Ptah-Wadjet
Anubis-Anubite
Hathor-Roc ve Petsuchos
Sekmet-Scarab
Nepthys-Akrep Adam(Scorpion Man)ve Leviathan
Thoth-Anka Kuşu(Phoenix)ve Savaş Kaplumbağası(War Turtle)
Horus-Avenger
Osiris-Mummy
İskandinav Tanrıları
Heimdall-Einherjar
Freyja-Valkyrie
Forseti-Troll
Bragi-Battle Boar
Skadi-Buz Devi(Frost Giant)
Njord-Kraken ve DAğ Devi(Mountain Giant)
Tyr-Fenris Wolf Brood ve Jormund Elver
Hel-Dağ Devi,Ateş Devi,Buz Devi ve Njord(diğerlerinin dışında Njord Myth Unit olarak geçmez)
Baldr-Ateş Devi(Fire Giant)
Atlantis Tanrıları
Prometheus-Promethean
Leto
Oceanus
Hyperion
Rheia
Theia
Helios
Atlas
Hekate

27 Ekim 2010
Okunma 214
bosluk

Bmw M3 Challenge Tanıtım İnceleme

bmwm3challengekapak Bmw M3 Challenge Tanıtım İncelemeBMW M3 Challenge, BMW M3 Coupé serisi için yapılmış ücretsiz bir araba yarışı. Arabalarda bulunan V8 motoru ile hızlı bir şekilde yarış yapıyorsunuz. BMW M3 Coupé arabanızı boyayabilir ve 8.300 rpm gücündeki motorun sesini hissedebilirsiniz.
Oyunu tek oyunculu veya çoklu oyunculu şekilde oynayabiliyorsunuz. Tek oyunculu (single player) kısmında Open Practice, Race Weekend ve Time Trials olmak üzere 3 çeşit oynama şansınız var.
Open Practice türünde oyunu serbest bir şekilde oynayabilirsiniz. Bunu seçtikten sonra Summary sayfasından oynayacağınız parkuru, gün ışığı ilerleme hızını, oyunun başlama saatini seçiyorsunuz. Car sayfasından arabanızın rengini ve lastik tipini belirledikten sonra Drive’a tıklayarak garaj kısmına geçiyorsunuz. Buradan arabanıza garajdayken çeşitli kamera açılarından bakabiliyor, süspansiyonu seçebiliyor, sürücü koltuğunun direksiyona mesafesini ayarlayabiliyorsunuz. Sonra da Drive’a basarak deneme sürüşünü başlatıyorsunuz.
Race Weekend türünde rakiplerinizle yarış yapabilirsiniz. Bunu seçtikten sonra Summary sayfasından yarışacağınız parkuru, kaç tur yarışacağınızı (30’a kadar seçebilirsiniz), yarış başlangıç zamanını, rakip sayısını (15’e kadar seçebilirsiniz), zorluk derecesini, gün ışığı ilerleme hızını seçiyorsunuz. Car sayfasından arabanızın rengini ve lastik tipini belirledikten sonra Drive’a tıklayarak garaj kısmına geçiyorsunuz. Buradan gene aynı şeylere baktıktan sonra Drive’a basarak yarışı başlatıyorsunuz.
Time Trials türünde ise rakiplerinizle süreli olarak yarışabiliyorsunuz. Bu türü seçtikten sonra yarışacağınız parkuru, 24 saat içindeki başlangıç zamanı, gün ışığının ne hızla değiştiği gibi ayarlamaları yapıyorsunuz. Daha sonra Drive tuşuyla yarışı başlatıyorsunuz. Oyunda arabayı 4 farklı sürüş biçimiyle kullanabiliyorsunuz.
Oyunun çoklu oyunculu (multiplayer) kısmında ise Local Network ve Internet olmak üzere 2 şekilde oynama şansınız var. Local Network türünde yerel ağ üzerinden oyunu oynayabiliyorsunuz. Internet türünde ise internet üzerinden farklı kişilerle oynayabilirsiniz. Bunun için kullanıcı adı ve şifre gerekli, eğer yoksa Register’a tıklayarak kaydolabilirsiniz.
Oyundaki Ayarlamalar (Options) bölümünden çeşitli ses, görüntü ayarlamaları yapabilirsiniz. Kontroller (Controls) bölümünden klavye kısayollarını, hassas ayarlamaları (direksiyon, gaz, fren, debriyaj gibi) ve çeşitkli ayarlamaları yapabilirsiniz. Realism bölümünden TC, ABS, DSC gibi bazı ayarları yapabilirsiniz. Replay’de ise kaydedilen kısımlar tekrar izlenebiliyor.

26 Ekim 2010
Okunma 174
bosluk

Halo: Combat Evolved Hakkında Herşey İnceleme

Adsız Halo: Combat Evolved Hakkında Herşey İnceleme

Halo: Combat Evolved yapımcıları silah ve araç konusunda çok cömert davranmış durumdalar. Oyundaki amacımız önümüze gelen çok sayıda düşmanı yok ederek ilerlemek olduğundan daha ilk dakikalarda aksiyonun tadına varabiliyorsunuz. Zaten ilk oyunu oynayanlar bu durumun ne kadar başarılı olarak oyuna aktarıldığını ezbere biliyorlardır. İkinci oyunda da bu böyle devam ediyor ve oyuncular önlerine sunulan silahların çeşitliliği ile beraber düşmanlarını yok etmeye devam ediyorlar.

Kendi tarafımızdaki silahların sayısı oldukça geniş, tabi bir de düşmanlarımızın silahlarını kullanabilme özelliğimiz var. Zaten ilk oyunda olan çift silah kullanabilme özelliği, vuruş gücümüzün şüphesiz en büyük kaynağı. Yine ilk oyunda yer alan bir diğer özellik ise karakterimizin üzerine geçirdiği enerji kaynaklı zırh, az da olsa karakterimizi düşmanlardan korumayı başarıyor.

Oyunun tek kişilik senaryosunu oynayıp bitirdikten sonra, her zaman yaptığımız gibi multiplayer moduna geçeceksiniz. Aslında yapımcılar bu konuda bir yenilik getirmiş durumdalar. Multiplayer modu sayesinde, diğer oyuncular ile ister yan yana, isterseniz karşı karşıya savaşmak mümkün. Günümüzdeki bir çok FPS için geçerli olan bu uygulamadır.

Sonuç olarak aksiyon oyunlarından beklenen eğlenceyi sonuna kadar karşılıyor. Hiç değilse yapımcıların tecrübeli olması, oyunu almanız için bir sebep sayılabilir. Sesler ve kontrollerdeki bazı eksikliklere rağmen oyun rahatlıkla oynanabilecek düzeyde.

24 Ekim 2010
Okunma 41
bosluk

Rogue Trooper İnceleme

RogueTrooper Rogue Trooper İncelemeYaklaşık yirmi beş yıl önce çizgi roman olarak doğan, Rogue isimli mavi laboratuar yapımı yaratığın maceralarını konu alan bir yapımdı Rogue Trooper. Yıllar geçip bilgisayar teknolojisi dünyada önemli bir pay sahibi oldukça çeşitli firmalar tarafından ufak oyunları yapıldı, bu yıl ise, yani doğumunun yirmi beşinci yılında ise Rebellion Software tarafından oyun olarak sevenlerinin huzuruna sunuldu.

Maceracımızın ana olayı, silah arkadaşlarının neredeyse tamamını kaybetmesi ve düşman ellerinde arkadaşlarının intikamını alma yoluna baş koyması. Rogue’un ve arkadaşlarının sıcak laboratuarlarını terk edip savaşmaya gelmelerinin tek nedeni ise, iki gezegen arasında oluşan yeni gezegenin gittikçe değerli bir hâl alması ve iki gezegen ırklarının yeni gezegen uğrunda savaşmaya başlaması. Kuzey gezegen özel hazırlanmış kıyafetlerle atmosferi rezil bir hâl alan yeni gezegende rahatça bulunabilirken, Güney gezegen ise bu atmosferle uyumlu yepyeni bir ırk yaratmaya karar vermiş ve ortaya Rogue ve arkadaşları, mavi boncuklarımız çıkmış. Bu kadar kasmalarına hiç gerek yoktu, yeni oluşan gezegeni ikiye bölerek milletler hâlinde yaşayıp yeni bir “Dünya” yaratsalardı durum çok daha iyi ve barışçıl olabilirdi, ya da hiç değilse adam gibi savaşıp yeni gezegenin atmosferini batırmayabilirlerdi; ancak bunlar yapılsaydı Rogue ve arkadaşları olmazdı.

Oyunun başında askerî birliklerimizden bir uzay gemisine biniyoruz ve bu uzay gemisiyle yeni gezegene küçük aletler aracılığıyla bırakılıyoruz. Gezegen yüzüne ilk indiğimizde sağda solda oluşan hengâmeyi ve düştüğümüz tuzağı fark ediyoruz: İhanete uğradık ve pusuya düşürüldük. İhanetçi arkadaşımızın (!) ve düşmanın tipsizliğinin verdiği gazla ortalığı bir güzel darmadağan ediyoruz, ancak bu gaz sadece bizde olduğu için yakın arkadaşlarımızı kaybediyoruz. Bizim kadar şanslı olmayan Gunnar, Bagman ve Helm, ölüyor. Ancak unutmamalıyız ki onlar insan değil, genetik biliminin yeni mucizeleri! Hepsinin enselerinde çipleri var ve bu çipleri kullanarak onları yaşatabiliyoruz. Gunnar’ın çipini silahımıza takıp daha iyi bir vuruşçu olmamız konusunda yardımcı olmasını, Bagman’in çipini çantamıza takıp kimyamızdaki ve takım taklavatlarımızdaki güncellemeleri ve yenilikleri haber vermesini, ayrıca içerden bize sağlık pakedi vermek gibi bazı avantajlar sağlamasını, Helm’in ise hologramlarla düşman birliklerinin kafasını karıştırmasını sağlayabiliyoruz. Yani, bir vücutta dört savaşçı buluşuyor ve ortaya karışık, mavi bir salata çıkıyor. Sadece bir çip şeklinde kalan arkadaşlarımızın tek faydası saydıklarımız da değil, hoş sohbetleriyle oyun boyunca eğlenmemize de neden oluyorlar.

Rogue Trooper, üçüncü şahıs bakış açısından oynanıyor ve üçüncü şahıs bakış açısından oynanmasına rağmen kontrolleri oldukça iyi. Genellikle üçüncü şahıs bakış açılı oyunlarda kamera sağa sola kayar, duvar kenarlarında duvara girip önümüzü görmemizi engeller, saçma devirler yapar fakat Rogue Troooper’da bu hiç yaşanmıyor ve nişan alma konusunda da hiçbir sıkıntı yok. Oyun sırasında bildiğimiz yön tuşlarını kullanırken genellikle önümüze çıkan tüm düşmanları öldürerek ilerliyoruz fakat bir noktadan sonra taktik üretmek veya işleri gizlilik içinde yürütmek de gerekiyor. Zıplaya zıplaya adamların önlerine çıkıp tarama katliamı yapmaya çalışırsak oldukça kalabalık öbeklerle nöbet tutan düşman askerleri Rogue’u ve yanındaki çip arkadaşlarını bir güzel ortadan kaldırabilir. Dolayısıyla, Hitman oynar gibi cephelere gizlenerek ve kaya, duvar gibi büyük engellerin arkasına sığınıp siper alarak çatışmaya girip daha iyi sonuçlar elde etmemiz gerekiyor. Sadece silah kullanarak düşmanları alt etmeye çalışmak da boşa kürek çekmek gibi oluyor, bir süre sonra kesinlikle farklı alternatifler kullanmak zorunda oluyoruz. İşe çip olarak yanımızda bulunan arkadaşlarımızı kullanarak başlayabiliriz. Sıcak çatışmalar sırasında Gunnar’ı sabitleyip siper olarak kullanabilir, Helm’in şifre çözme ve bilgisayar beynini kullanarak kilitli kapıları açabilir, yine Helm’in hologramları sayesinde yapay zekânın aklını karıştırabilir, Bagman’in haberdar ettiği güncellemeleri ve kendisinin bizim topladığımız çeşitli eşyalarla yeni şeyler üretmesini avantajımıza kullanabiliriz. Bunları kullanmadan yaklaşık 10-11 saatlik bir oynama süresine sahip olan Rogue Trooper’ı bitirmenin imkânı yok.

Üçüncü şahıs bakış açısından oynanması dolayısıyla grafiksel konudaki geriliği fazla belli olmayan oyunun patlama efektleri ve atmosferi gayet iyi hazırlanmış. Karakter modellemeleri ve bazı çevresel detaylar kuşkusuz daha iyi olabilirdi fakat şu anki hâliyle de fazla eleştirmek doğru değil. Oyun boyunca havada sürekli çatışmalar var olduğundan, tepemizde görülen ışık oyunları da atmosferi iyi şekilde yansıtıcı ve yer yer etkileyici olmuş. Aynı şekilde, atmosferden hiç eksik olmayan çatışma ortamı ve savaş durumu ses efektleriyle de iyi yaşatılmış. Karakter seslendirmeleri, özellikle de Gunnar’ın sesi söylediklerine ruh katıyor, eğlenceli sözlere eğlence katıyor. Müzik konusunda pek bir içeriğe sahip olmayan oyunun menü müziği ise oyuna oturan, sırıtmayan bir müzik.

Piyasadan hiçbir zaman eksik olmayan kaliteli ve alışkanlık yapıcı vuruş oyunlarının arasında Rogue Trooper’ın kendine bir şans bulması neredeyse imkânsız, fakat hep aynı ortamlarda oyun oynamaktan ve senaryo olarak da birbirine benzer maceralar yaşamaktan bıktıysanız, Rogue Trooper sizi bir süreliğine tatmin edecektir

21 Ekim 2010
Okunma 163
bosluk

Assassin’s Creed Hakkında Bilmedikleriniz Oyun İncelemesi

İNCELEME

Arkadaşlar bildiğiniz gibi Assassin’s creed çıktığı ilk günden beri bütün dünyada çok satan oyunlar arasında yerini aldı. Peki neydi bu satışa neden olan sebepler?

1. Oyun ilk çıktığında prince of persia ya o kadar çok benziyordu ki oyunculardan tepki görmüştü oynanış açısından “yenilik yok mu” diye. Yine de oyun satışına etkisi olduğu kanaatindeyim.

2. Oynamaya başladıktan sonra sadece free-runnig olayı değil konu da sarıyordu oyuncuları. Daha sonra prince’ e benzetmekten kaçınmaya başladı herkes.

3. Tabii ki görünüm (grafik – detay – çevre – yapay zeka) olayı da işin içine girince tadından yenmez olmuştu oyun.

1. OYUNUN KONUSU

El Tahir’ in geçmişine bir bakalım.

Adı Altaïr Ibn-La’Ahad (El tahir ibn Le’ Ehad – “Altair -uçan kişi” demektir. “Ibn–La’Ahad – hiç kimsenin oğlu” demektir) olan karakterimiz bir kiralık katildir (assassin).1165 yılında doğmuştur. Desmond Miles (Animus’ a yatan eleman)’ ın ve Ezio Auditore da Firenze (assassin’s creed 2 ana karakteri)’ nin atasıdır. El Tahir’ in anne ve babası da onun gibi kiralık katildirler. Annesi hıristiyan, babası ise müslümandır. Çocukluğu süresince Al Mualim tarafından yetiştirilmiştir (El Muallim – tarihteki gerçek adı Hasan Sabbah’ dır. Bilmeyenler için: Hasan Sabbah, Osmanlı ülkeyi almak için saldırdığında baya zorlanmıştı. Adamları ona öyle bir tutkuyla bağlıydılar ki ölmesini istediği adamı saniyesinde canını onun için veriyordu. Peki neden? Çünkü Hasan Sabbah sahte peygamberlerden biriydi. Adamlarına uyuşturucu verip, kadınlarla ve türlü güzellikteki yiyeceklerle birlikte onlara cennet budur diyordu. Bu aldatmacaya kanan adamları cennet vaadiyle, hemen mutlak itaate hazır hale geliyordu.). El Tahir’ in kendi becerisi de buna eklenince hemen yükselmiş ve sonuçta bir usta kiralık katil (master assassin) ve eğitmen oluvermiştir. Hem topluluk kuralları hem de durmadan devam eden eğitimi yüzünden El Tahir hiç bir zaman ailesinden yeterli sevgi ve şevkati görmemiştir. Bu onun özlemini çektiği ve bastırılmış olan yegane duygusudur. Gün gelmiş ailesi Masyaf’ dan (Suriye’ nin Hama vilayetinde bir yer.) ayrılmak zorunda kalmıştır. Bundan sonra El Tahir bir daha ailesinden haber alamamıştır.

Altaïr Chronicles (El Tahir günlükleri)

1190 yılında haçlıların Kudüs şehrini tehdit ettikleri zamanda, El Tahir usta konumuna erişmiştir. “Kadeh” denilen çok eski bir eşyayı ele geçirmekle görevlendirilir. Bunu ele geçirmek için 3 anahtara ihtiyacı olduğunu öğrenir ve bunları tapınakçılardan (Templars) almak zorundadır. El Tahir görevine başladığı zamanda, Acre şehrinin (Akko – Bu şehir İsrail’ dedir) savunmasına yardım eder ve sonradan adının Harash (Haraş – El Muallim’ in 2 numaralı adamıdır) olduğunu öğreneceği bir assassin’ in hıyanet içinde olduğunu öğrenir. Oyunun ilerlediğinde adının Adha olduğunu öğrendiği bir ortakla işbirliği içine girer. El Tahir sonradan bu kadının insanları bir araya getirip onları fikir anlamında birleştirme gücünün olduğunu öğrenir. Böylece Adha’ nın “Kadeh” olduğu ortaya çıkar. Ama ortaya Lord Basilisk (Şahmaran – mitolojide bakışla veya nefesle öldürme gücü olan yılan) adlı biri çıkar ve Adha’ yı Tyre (tekerlek anlamına gelmektedir.) şehrine götürür. El Tahir, Tyre limanına gittiğinde Lord Basilisk ile karşılaşır ve onu kendi gemisinde öldürür. Ama Adha başka bir gemidedir ve El Tahir’ in ulaşamayacağı uzaklıktadır. Yüzerek karaya çıkan El Tahir, gemiyi görünce “Seni bulacağım!, Adha” diye bağırır. El Tahir Adha’ yı bulduğunda aradan yıllar geçmiştir ama onu kurtarmak için artık çok geçtir.

NOT: El Tahir ile Adha oyunda birbirleine baya yakınlaşmışlardır ama hiç bir ilişkileri olmamıştır. El Tahir’ in kendi günlüklerinde Adha’ dan Piece of Eden (Eden’ in parçası) olarak bahsedilir. Adha’ nın öyle bir güce sahip olması bu görüşü kuvvetlendirmektedir. Ama gücünü kullandığına dair oyunda bahis geçmemiştir.

Assassin’s Creed (Suikastçinin İnancı)

Topluluk kuralları

1. Masumun canından kılıcını esirge.
2. Kendini gözden ırakta gizle.
3. Kardeşliği asla riske atma..

3. haçlı seferi sırasında (1189–1192) kutsal topraklar savaşın tozu içindedir. Büyük komutan Selahaddin Eyyubi hazretleri Kudüs’ ü elinde tutmaktadır. Aslan yürekli Richard ise Kudüs’ ü diğer haçlı ordularıyla kuşatmıştır. El Tahir, arkadaşları olan Malik ve Kadar kardeşler ile birlikte El Muallim tarafından, Süleyman’ ın Tapınağı’ ndaki tünellerde, tapınak şovalyelerinin de aradığı çok eski bir eşyayı ele geçirmekle görevlendirilir. Ölülerin gömüldüğü yeraltı tünellerinden geçtikten sonra El Tahir, topluluk ilkelerinden 2 tanesini bozar çünkü katillikteki ustalığına çok güvenmiştir. Kendi topluluğunun büyük düşmanı Robert De Sable’ yi gördüğünde tapınakçıların en büyüğü olan bu adamı öldürmeye yeltenir ama kolayca buna karşı çıkan Robert, El Tahir’ i tapınaktan dışarı atar ve Malik – Kadar kardeşleri de alıkoyar. Masyaf’ a döndükten sonra olanları El Muallim’ e anlatır. Ardından Malik sol kolu kesilmiş ve sağ elinde eşyayla geri gelir, El Tahir’ i de iyice azarlamayı ihmal etmez.Ama daha hiç bir şey yapamadan tapınakçılar Masyaf’ a saldırır. Köyü alırlar ve kaleyi kuşatırlar. El Tahir kalenin savunmasını üstlenir. Tapınakçı ordusundan sızarak arkalarına geçer ve ordunun üzerine ağaç kütüklerinden oluşan bir sel gönderir, böylece ordu yok olur. Saldırı sona erdiğinde, El Tahir’ in yaptıkları yine karşısındadır. El Tahir, bu önemli görevde 1 ve 3 numaralı kuralı çiğnemiş geri dönüşünde ise tapınakçıların onu takip etmesiyle saklandıkları yere istemeden getirmiş ve böylece 2 numaralı kuralı da çiğneyerek bütün kuralları bozmuştur. İnançlarına ihanet ettiği varsayılarak, hain ilan edilir. El Muallim bütün topluluğun gözü önünde onu yargılar ve karnından bıçaklar. El Tahir, “ölüm uykusundan” uyandığında El Muallim’ e ne olduğunu sorduğunda, “El Muallim ne istediyse, El Tahir onu gördü” diye cevaplar. Rütbesi ve bütün silahları elinden alınan El Tahir’e bir kurtuluş yolu sunulur. Masyaf’ a girişi tapınakçılar için açan kişiyi bulursa ki bulur, döndüğünde kılıcını ve gizli bıçağını El Muallim’ den alır . Bir kere daha topluluğa resmi olarak kabul edilen El Tahir, kendi canıı karşılıgında 9 can alması istenir. Hedeflerini teker teker öldüren El Tahir, silahlarıyla birlikte rütbesini de geri kazanır. El Tahir, 6. hedefinden sonra El Muallim’ e öldürdüğü kişilerin, Muallim ile ne alakası olduğunu sorduğunda Malik’ in getirdiği tapınak hazinesinin insanları kontrol etmeye yarayan bir alet olduğunu ve bu 9 kişinin bu hazineyi korumaya yardım ettiğini öğrenir. 9 canı oyun boyunca alır. El Tahir, 9. hedefi olan Robert de Sable’ yi öldürürken, El Muallim’ in de aslında bir tapınakçı olduğunu ve kendisinin “Elma” yı bulmak için kullanılan bir piyondan başka bir şey olmadığını öğrenir. Masyaf’ a geri dönen El Tahir, insanların bir tür hipnotik transa girdiklerini farkeder. Kaleye girince, Elmanın gücüyle kendinden geçmiş dostlarından çoğuyla savaşmak zorunda kalır. Tam yakalanıp öldürülecekken, Malik ve “Elma” dan etkilenmemiş birkaç assassin dostu daha El Tahir’ in yardımına gelir. El Tahir, yine de eski hocsından bir açıklama ister. El Muallim, Süleyman Tapınağı’ ndan alınan Eden’ in Parçası’ nı bütün insanlar üstünde kullanacağını, böylece mutlak barışı dünyaya getireceğini söyler. Kafası karışan El Tahir’ in boşluğundan yararlanmak isteyen El Muallim, onu öldürmesi için öldürdüğü 9 hedefin ruhlarını çağırır. Hepsini teker teker ve tekrar öldüren El Tahir, daha sonra hocasının kopyalarıyla karşılaşır ve onları da yok ettikten sonra hoasını bu sefer gerçekten öldürür. Hocasının cansız ellerinden düşen bu “Elma” aktive olur ve ortaya bir dünya haritası hologramı ile birlikte harita üzerinde diğer Eden’ in Parçaları’ nın muhtemel yerleri gösterilmektedir. Hocasının ölümünden sonra, El Tahir, en büyük usta (grandmaster) ünvanını alır ve yaşadığı ve yaşayacağı hayatı kaleme almaya başlar.Codex’ ler (günlükleri) hayatını detayıyla anlatmaktadır. Ama daha sorunlar bitmemiştir. Haçlılar mücadelelerini sürdürmektedir. Diğer yandan tapınak şovalyeleri tamamen yenilmemişlerdir. Tapınakçılar, Armand Bouchart (tapınakçıların yeni lideri) önderliğinde, Kıbrıs’ a kaçmaktadırlar ve Acre şehrini kaçışları için güvenceye almışlardır. El Tahir, şehre saldırı düzenlediğinde bir kadının hayatını kurtarır. Bu kadın, Robert de Sable tarafından kandırmaca olarak onun yerine geçen kadındır. Adının Maria olduğunu açıkladıktan sonra şehirde kalan tapınakçılar, assassin topluluğuna katılır. El Tahir, olan biten herşeyi oradakilere de anlattığında, herkes olayın aslını öğrenmiştir. Daha sonra Kıbrıs’ ı da Tapınakçılardan temizleyen El Tahir “Elma” yı Limassol (Leymosun – Kıbrıs’ da bir şehirdir.) arşivlerinde saklamaya niyetlendiyse de, yanından ayırmamasını daha uygun bulmuştur. İleriki yıllarında bu elma ile yeni suikast teknikleri, bilgiler, teknolojiler ve “daha önce gelenler” hakkında referanslar elde etmiştir ve bilgiler El Tahir’ in codex’lerinde (el yazması – günlükleri) bulunmaktadır. İleri bir zamanda Maria ve El Tahir’ in en az 2 oğlu olmuştur. Suikastçi olması için eğitilmişlerdir. El Tahir ve ailesi doğudan gelen tapınakçı Cengiz Han tehlikesine karşı savaşmak için doğuya göç etmiştir. El Tahir, Cengiz Han’ ın elinde Eden Parçaları’ ndan biri olduğundan şüphelenmişti.

Geçmişin Kalıtı

Kıbrıs olayları sırasında El Tahir, şifreli bir el yazması üzerinde çalışmaya başlar. Kendi buluşlarını ve düşüncelerini bu elyazmasına aktarır. Eden’ in Parçası’ ndan elde ettiği keşifler Suikastçi Tarikatı’ nın düşünce tarzının tamamı ile değişmesine yol açar. Zihinsel bulguların yanında, Elma’ nın gücü El Tahir’ e “gizli bıçak” sistemini geliştirmesinde (böylece bir daha parmak kesmek gerekmeyecekti.) ve ateşli bir sistem geliştirmesine, ayrıca neredeyse yok edilemez ve çok hafif olan bir zırh geliştirmesine olanak sağlamıştır. Bunlar, El Tahir’ in elde ettiği teknolojik gelişmenin sadece bir kısmıdır. 1459 yılında, Codex(şifreli el yazması), Kubilay Han’ dan Marco Polo’ nun eline geçmiştir. Tapınakçılar, Codex’ i öğrendiklerinde, Dante Alighieri adındaki bir suikastçiden bu codex’ i almak için korsan kiralamışlardır. Dante, bu codex’ i Venedik’ den İspanya’ ya götürüyordu. Dante’ nin yanında, El Tahir’ in torunlarından biri olduğunu pek yakında öğrenmiş olan Domenico adında bir çırağı vardır. Korsanlar saldırdığında, Domenico codex’ i parçalar ve korsanlardan başarıyla saklar. Ama eşi ve ustasını saklayamaz. Sonraları, Domenico, oğluyla birlikte Auditore soyadını alır ve Monteriggioni’ deki Auditore Aile Villası’ nı kurarlar. Altındaki tapınakta El Tahir’ in müthiş zırh takımı vardır. Daha sonraları bu zırh El Tahir’ in torunlarından biri olan Ezio Auditore da Firenze’ ye geçmiştir. Yüzyıllar sonra Abstergo Endüstri’ si Desmons Miles’ ı kaçırmış ki kendisi El Tahir’ in bilinen en son varisidir, bir barmen olan bu adamı, Animus adlı bir makineye bağlayarak DNA’ sında kayıtlı olarak bulunan anılarına ulaşmak istemişlerdir. Ulaşmak istedikleri anılar özellikle Eden’in Parçaları hakkındadır. Bu araştırma, Dr. Warren Vidic ve onun asistanı assassin olduğu daha sonra ortaya çıkan Lucy Stillman tarafından yönetilmektedir. Bu proje tapınakçıların Yeni Dünya Düzeni (New World Order) adındaki hep peşinde koştukları bir planın parçasıdır.

NOT: Elma, Eden Parçaları’ ndan biridir.

2. OYUNUN KONUSU

Ezio Auditore da Firenze’ nin geçmişine bir bakalım.

1459 yılında doğmuştur.İtalyan Rönasans’ı sırasında yaşamış (Rönesans – yeniden doğuş demektir. İstanbul 1453 yılında Osmanlı İmparatorluğu’ na geçtiği zaman, şehirdeki bütün sanatçılar Avrupa’ nın değişik ülkelerine kaçmıştır. Böylece Avrupa’ da 15. ve 16. yüzyıllarda sanat, din, sosyal hayat, edebiyat, bilim ve daha bir çok alanda yenilikler ve değişimler gerçekleşmiştir.) Floransa’ lı bir soyludur. Tarihçiler ve filozoflar tarafindan en az bilgi sahibi olunan suikastçidir.El Tahir’ in torunu, Desmond Miles’ ın ve Subject 16′ nın (Denek 16) ortak atasıdır. Giovanni ve Maria Auditore’ nin ikinci oğludur. 17 yaşına kadar lüks içinde yaşamıştır. Babasının suikastçi kardeşliğine üye olduğunu bilmemekle birlikte onu bir bankacı olarak bilmektedir. Gençken babasının yanında çıraklık yapmıştır, böylece bankacılığı öğrenip işlerin başına geçebilecektir.

Assassin’s Creed 2 (Suikastçi’ nin İnancı 2)

Oyun, 1. oyunun kaldığı noktadan 1-2 saat sonra başlamaktadır. Tarih, 8 Eylül 2012 dir. Desmond tutsak olarak tutulmaktadır. Odada Desmond’ dan önceki Denek 16 (Subject 16)’ nın duvara yazdıklarına kartal görüşüyle bakmaktadır(normalde görünmemektedir bu yazılar.). Bu arada içeri, üstü kana bulanmış Lucy Stillman girer. Desmond’ u sebest bırakır. Animus’ a dosyaların kopyasını almak için tekrar girerler. Korumalarla geçen kısa bir mücadeleden sonra Lucy ve diğer iki modern suikastçi, Shaun Hastings (Codex’ leri çözmekte yardımcı olan eleman) ve Rebecca Crane (Animus 2.0 ın operatörü) bir fabrikaya kurulu olan üslerine Desmond’ u ulaştırılar. Desmond’ dan kendi versiyonları olan Animus 2.0′ a girmesi istenir. Eden’ in diğer Parçaları’ nı tapınakçılardan önce belirlemek için, hızlı çalışarak Ezio Auditore da Firenze’ nin anılarına ulaşması istenir. Günümünüzde, suikastçi birliğinde sayısal olarak müthiş bir azalma vardır. Lucy, Desmond’ u suikastçi olarak eğitmek istediğini, bunu için de kanama etkisi (bleeding effect) denilen, anısına girilen atanın özelliklerini Animus’ a bağlı kişinin absorbe ederek kendi yetenekleri gibi kullanmasına olanak veren bir yöntem ile eğitmek istediğini söyler. Bu yöntem ile yıllar süren alıştırma ve deneyim, bir kaç saate indirgenmiştir. Ama bu olayın yan etkileri de vardır. Animus dışında sanrılar görmek, bu sanrıların giderek uzaması, komaya girmek ve hatta çok aşırı durumlarda ölüm. Rönesans zamanında İtalya’ da yaşayan Ezio, El Tahir’ in zamanından yaklaşık 300 yıl sonra, 17 yaşındayken babasının yakın bir arkadaşı tarafından ihanete uğradığını ve bütün kardeşleriyle birlikte babasının gözleri önünde öldürüldüğüne şahit olur. Ezio’ nun babasının son talimatları, onu aile evindeki gizli bir odanın içindeki bir sadığa ve dolayısı ile babasının suikastçi kıyafeti ve silahlarına götürür.Ezio, paniklemiş ve çok korkmuş olan annesi ve kızkardeşini, amcası Mario’ nun şehir dışındaki Monteriggioni’ deki aile villasına götürür. Amcası villada onu bir suikastçi olması için eğitir ve oyun süresince aile intikamını alması için, komplocuların bilgilerini Ezio’ ya verir. Böylece Floransa’ dan Venedik’ e ve en sonunda da Vatikan’ a kadar uzanan bir olay örgüsü gelişir. Gezileri sırasında Ezio, bazı İtalyan vatandaşlarına yardım etmekten de kaçınmaz. Bu sırada, daha genç yaşlarda olan Leonardo da Vinci ile tanışır. Leonardo ona El Tahir’ in Codex’ lerini çevirmede yardım eder. Böylece Ezio yeni silahlar ve suikast teknikleri elde eder. Ezio’ nun asıl amacı Rodrigo Borgia adındaki tapınakçıların o zamanki lideri olan ve asıl amacı Medici ailesini ortadan kaldırmak olan bir adamı bulmaktır. Borgia, Medici ailesini ortadan kaldırınca, İtalya’ nın belirli bölgelerini kendi kontrolü altına alabilecektir. Ezio, Borgia’ yı Venedik’ e kadar takip eder ve farkeder ki Borgia, Eden’ in Parçası denilen ama daha çok “Elma” olarak bilinen eşyayı ele geçirmiştir. Bu parça, ilk oyunda 300 yıl önce El Tahir’ in sahip olduğu eşyadır. Borgia, bu parçanın etrafını saran bilgelik dalgasına kendini kaptırmıştır ve kendini, parçalardan elde ettiği bilgiler sayesinde öğrendiği ve bir gün ortaya çıkacağı söylenen kahin olarak ilan etmiştir (Bunun doğru olmadığını oyunun sonunda anlıyoruz zaten.). Borgia’ nın topladığı bilgiler (parçalar) kendini ve liderliğini yaptığı tapınakçıları eninde sonunda “Mahsen” (The Vault) denilen bir yere götürecektir. Mahsen’ in çok güçlü bilgiler içerdiği ve diğer Eden’ in Parçaları hakkında bilgi verebileceğine inanılmaktadır. Eden, Tevrat’ da cennet olarak geçer, ama Kur’ an-ı Kerim’ de cennete benzetilmiş bir bahçedir.Cennet değildir.İlk peygamber hz. Adem aleyhisselam ve Havva anamızın yaşadığı yerdir. İlk medeniyet orada kurulmuştur ve dünya üzerinde bir yer oluğuna inanılmaktadır. Tabii 128 bin alem olduğunu ele alırsak olmama ihtimali de vardır. Ama en makul anlamıyla Eden, hz. Adem ve Havva ‘nın dünyada ilk ayak bastıkları ve yaşadıkları bölgenin adıdır. Ezio ve Borgia Venedik’ de dülello sırasında Ezio kazanacakken, Borgia’ nın imdadına muhafızlar yetişir ve üstünlük Borgia’ ya geçer, ama Ezio’ nun tarafındakiler de boş durmamaktadır ve Ezio’ nun yardımına da onlar yetişir. Bu kişiler, oyun boyunca Ezio’ ya yardım etmiş kişilerin hepsidir. Borgia, “Elma” yı geride bırakarak kaçar. Artık Ezio’ ya bazı şeyleri açıklamanın vakti gelmiştir. Bu insanların hepsi Suikastçiler Tarikatı denilen bir tarikata üyedir. Ezio’ nun asıl kahin olduğuna inanmaktadırlar ve tapınakçıların değil suikastçilerin Mahsen’ e ulaşacağını söylerler. Desmond bu ara Animus’ dan kalkar ve Lucy ile birlikte sözü edilen kanama etkisinin gücünü denerler. Lucy, Desmond’ abir görev verir ve Desmond, atası olan Ezio’ dan aldığı yetenekleri kullanarak yetenekleri en iyi şekilde kullanabildiğini göstermiş olur. Desmond bir ara Animus’ da olmadığı halde El Tahir’ in anılarına girer ve ataları El Tahir ve Maria’ nın Acre şehrinde ilişkiye girmelerine tanık olur. Desmond, El Tahir’ in nasıl bir tapınakçıyı sevebileceği düşüncesi yüzünden kafası karışmış bir haldedir.

GERÇEK (THE TRUTH)

Oyun boyunca Ezio toplamı 20 tane olan ve İtalya’ nın çeşitli yerlerinde bulunan kabartmaları bulmaktadır. Her bir kabartmada tarihsel olaylara ait resimler ve içlerine gizlenmiş çeşitli gerçekleri barındıran bilgiler bulunmaktadır. Bunlardan aklımda kalanlar:
1. Abraham Lincoln’ un (Amerika başkanlarından bir tanesi) tapınakçılardan biri olduğu ve çok kötü işler yaptığı.
2. Gandhi’ nin Elma’ yı yanında taşıdığı (bilerek ya da bilmeyerek).
3. Adolf Hitler’in sığınakta suikastçi tarikatı tarafından öldürüldüğü (Hitler’ den double (iki taraflı) olarak bahsedilmektedir.) Tarihi kaynakların intihar ettiğini söylemekte fayda var. Hitler iki taraflı ajan olarak çalışmış ve suikastçiler tarafından öldürülmüş olabilir mi?
4. Nikolai Tesla’ nın (Elektrik dahisidir. Elektriğin bütün dünyaya kablosuz olarak dağıtılabileceğini iddia etmiş ama Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından hiç dikkate alınmamiştır. Başlarda Edison’ un asistanı olarak çalışmıştır. Edison’ un geliştirdiği düz akıma karşılık, alternatif akımı bulduğunda, ustasına bunu söylemiş ama Edison’ un cevabı: “Böyle hayallerden kendini kurtarmalısın” demek olmuştur. Bu olaydan sonra Tesla, Edison’ un yanından ayrılmış ve Edison’ un bilerek kablosuz elektrik dağıtımı işinden hiç söz etmediğini anlamıştır. Kendi çalışmaları sonucunda, 1900′ lü yılların başında hayalindeki kablosuz elektrik dağıtımı şebekesini tam bitirmek üzereyken, şebekesi bomblanmış ve bir daha 2 milyon dolar bulamadığı için bu hayali sonsuze dek ertelenmiştir. Şebekenin tahrip olmamış kısımları, Tesla gittikten sonra Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından alınmıştır.) suikastçi tarikatına üye olduğu gibi ve daha bir çoğu.
Bu kabartmaların hepsini toplandığında, ortaya bir video çıkmaktadır. Bu video Denek 16′ nın anılarının bir kısmıdır. Bu videoda bir kadın ve bir erkek koşmaktadırlar. Biribirlerine Adem ve Havva (Adam and Eve) diye seslenmektedirler. Ortam çok bariz bir şekilde şimdiki günümüzden teknoloji olarak çok ileri eviyededir. Bir binaya tırmanırken kendilerine benzer bazı kişilerin bina içinde fabrika gibi bir yerde çalıştığını ve başlarında birinin “Elma” yı tuttuğu görülmektedir. Görünüşe göre bu insanlar Elma ile istekleri dışında çalıştırılmaktadırlar. Adem ve Havva binaya tırmanırken birşeyden ya da birisinden kaçtıkları anlaşılmaktadır. Videonun sonunda Havva, Adem’ e elinde tuttuğu Elma’ yı göstererek, “O, bende” demektedir. Ve sononda bir bilgisayar kodu çıkmaktadır:

01000101 = E
01000100 = D
01000101 = E
01001110 = N

EDEN yazısı ortaya çıkmaktadır.Ayrıca bo kodda 20 tane 0, 12 tane de 1 rakamı vardır ki bu da 2012 yılına işaret etmektedir. Bilindiği gibi çok ileri düzeyde hazırlanmış Aztek takvimi 2012 yılında sona ermektedir. Bakınız 2012 filmi.

Bu da Elma’ nın bir den fazla sayıda üretildiği bilgisini bize vermektedir. Ayrıca kabartmaları incelerken, Denek 16′ nın kendi düşüncelerini de duymaktayız. Bir ara şunları söyler: “Neden bu hediyeler bize verildi? Çünkü bu kanımızda var! İki dünyanın çocukları olan suikastçileri dikkatle izleyin!” Burdan El Tahir, Ezio, Desmod, Denek 16 ‘ nın hepsinin kartal gözü görüşüne sahip olduğu ve Elma da dahil olmak üzere Eden’ in Parçaları’ nı kullanabildikleri ve bunlara karşı dirençli oldukları sonucu çıkarılmaktadır. Nitekim, ilk oyunda El Tahir, Elma’ dan etkilenmemiştir, Ezio’ da oyunun sonunda Mahsen’ i açan kişi olmuştur ve kahin olduğu kesinleşmiştir. Elma’ nın nasıl insanları etkilediğini ise şuradan öğreniyoruz. Kabartmalardan birinde bir araştırmadan söz ediliyor. Bu araştırmada insan sinir hücrelerinde (nöronlar), bir nöro iletken (nörotransmitter) bulunur ama bilimadaları ne yaparsa yapsın bu nörotransmitteri salgılatamaz. Deneklerin hepsinde var olan bu iletici bir türlü salgılanamaz. İşte Elma, bu ileticiyi salgılatarak, Elma’ yı kullanan kişinin diğer insanlar üzerinde adeta “Tanrıcılık oyunu” oynamasına izin vermektedir. Ezio’ ya geri dönersek, Ezio en sonunda Borgia’ yı öldürmek için Vatikan’ a kadar gelmiştir. Katolik kilisesinin gücünü elinde bulunduran Borgia, Papa seçilmiştir. Villa’ da yapılan araştırmada,
uzun bir zaman sürecinde toplanan El Tahir’ in el yazmaları, bir araya getirilince ve kartal bakışıyla bakılınca modern dünya haritası ortaya çıkmaktadır. Bunu sadece Ezio’ nun görebilme yeteneğinin olduğunu, amcasının ona ne gördüğünü sormasıyla anlıyoruz. Elma harita’ nın önüne konulunca dünya üzerinde olması muhtemel bütün Mahsen’ lerin yerini gösterdiği ortaya çıkar. Bu mahsenlerden biri de Roma ‘daki Vatikan’ dadır. Sonradan Ezio anlar ki, Papa Asası da Eden’ in Parçaları’ ndan biridir. Borgia, Asa’ yı ve Elma’ yı bir arda kullanarak Mahsen’ e ulaşmayı amaçlamaktadır. Ezio Borgia’ yı bulduğunda, onu öldürmek ister ama Borgia Asa sayesinde Ezio’ yu yener ve onu karnından bıçaklar ve Elma’ yı da alarak kaçar. Ezio Borgia’ yı takip eder, Borgia’ nın çaresizlik içinde Mahsen’ in açmaya çalıştığını görür. Bir kere daha iki düşman kapışırlar ve Borgia sonunda yenilir. Ezio Onu öldürmeyi reddederek, Hayatında yeteri kadar öldürme işinin olduğunu ve bu devam eden ölümlerin ailesini geri getirmeyeceğini söyler. Ezio, Asa ve Elma’ yı ellerina aldiğında, Mahsen’ i açarak, sözü edilen Kahin olduğunu ispatlar. İçeri adımını attığında, boş bir oda görür, İçinde Eden’ in Parçaları yoktur. Karşısında sadece kendisinin Minerva olduğunu iddia eden bir hologram figürü ile karşılaşır. Mierva, Ezio’ yu buraya bilerek getirttiğini böylece 600 yıl sonra Desmond’ a ulaşabilecek ve onu gelecekte olacaklar hakkında uyarabilecektir. Miverva, kendisinin ve ait olduğu türünün insanlar için anlaşılamayacak kadar çok ileri bir türün parçası olduğunu söyler. Dünyada bulunan bu tür, dünyanın yaşadığı korkunç bir felaketten önce burada yaşamışıtr ve bu felaket Minerva’ nın türünün neredeyse hepsini yeryüzünden silmiştir. Felaketten sonra , inanlar bu türün silüetinde bu tür tarafından yaratılmıştır. Türün geri kalanı, dünyayı takrar ellerinden gelen en iyi çabayla tekrar kurmaya çalışmıştır. Bu iki tür bir süre yan yana huzur içinde yaşasa da bir süre sonra savaş ortaya çıkmıştır. Görünüşe bakılırsa, insanlar savaşı kazanmıştır ve elişmiş türün savaştan yüzünü çeviren kısmı kendilerini dünyanın belirli yerlerindeki Mahsen’ lere kapatmış ve kendilerini çöküşe uğratan bu felaketin bir daha yaşanmaması için kalanları ölmeden önce uyarıcı olarak buralara koymuşlardır. Minerva sonsözlerini söylerken Desmond’ a (Animus’ u kullanan barmen) ismiyle hitap ederek, yapabileceğinin hepsini yaptığını, geri kalanın artık onun ve dostlarının ellerinde olduğunu söyler. Tabii Ezio, bu konuşmanın hiçbirini anlamaz ve Minerva’ nın silüeti kaybolurken, Ezio aklında bir ton soruyla cevapsız bırakılır. Desmond günümüzde uyanırken, anı sona erer.
Abstergo şirketi, suikastçilerin olduğu yeri basmıştır. Lucy, Desmond’ a koluna takması için bir gizli bıçak verir. Shaun ve Rebecca eşaları toplarken, Lucy ve Desmond düşmanları engellemekle meşguldür. Desmond ve Lucy hepsini öldürdükten sonra, Warren Vidic one geçici başarısını kutlamasını söyler ve geldiği kamyonun kasasında binadan kaçar.Desmond ve grubu kuzeydeki bir sığınağa saklanmak amacıyla yola çıkarlar. Yolda, Lucy Desmond’ un son anılarını tekrar inceler ve Minerva’ nın söylediği herşeyin nasıl korktuğu ve olacağını bildiği bir teorisinden Desmond’ a bahseder. Lucy’ nin teorisine göre, çok yakında dünyanın manyetik kutupları yer değiştirmeye başlayacaktır. Bu süreç içinde dünya tamamen dengesiz bir durum içine girecektir. Bu sırada oluşacak olan bir güneş firtınası dünya üzerindeki hayatı tamamen bitirebilecektir. Rebecca da bu arada Desmond’ un anıları arasında daha fazla bilgi bulacakları inancını taşıyarak Animus 2.0′ ı hazırlamaktdır.

NOT:
2. oyunda suikastçi tarikatinin sayısının azalması ve zaman ilerledikçe suikastçilerin Elma hakkında bilgilerinin azalması ve tapınakçıların bilgi ve sayı olarak artış göstermesi kaderin bir cilvesi olsa gerek. Ayrıca suikastçiler için iki dünyanın çocukları diyen Denek 16, böylece insanlardan ve gelişmiş türden bazılarının birleşerek dünyaya çocuk getirdiklerini ve suikastçi geçmişi olan özel insanların bu soydan geldiği izlenimini kuvvetlendirmektedir.

12 Ekim 2010
Okunma 379
bosluk

Spider-Man: Shattered Dimensions Resimli İnceleme

Büyük kahramanımız Spider-Man, 50. senesine yaklaşırken yepyeni bir yapım ile bizleri selamlıyor. 1962 yılında, Stan Lee tarafından yaratılan kahramanımız sayısız çizgiromanı, video oyununu ve hatta sinema filmlerini geride bıraktı. Son olarak 2008 yılında, Spider-Man: Web of Shadows’u oynama şansına sahip olmuştuk. Marvel’ın en sevilen karakterlerinden biri olan Spider-Man, Shattered Dimensions ile birlikte, bizi dört farklı boyuta götürüyor ve dört farklı Spider-Man tecrübesi yaşamamıza olanak sağlıyor.

Eski dostlar ya da düşmanlar

Öncelikli olarak belirtmemiz gereken şey, Spider-Man: Shattered Dimensions’ın senaryosunun, Dan Slott tarafından yazılmış olması. Kendisi, çizgi romanlarından da hatırlanacağı üzere önemli bir senarist. Hikayede, The Amazing Spider Man, Spider-Man Noir, Spider-Man 2099 ve Ultimate Spider-Man’i kontrol etme şansına sahip olsak da tek bir amaç için uğraşıyoruz, Tablet of Order and Chaos’un parçalarını bulabilmek. Maceranın hemen başında, Spider-Man ve Mysterio’nun karşı karşıya gelişine şahit oluyoruz. Bu esnada bahsini ettiğimiz tablet parçalarına ayrılıyor ve bu parçaları bulabilmek için farklı boyutlarda mücadele etmek gerekiyor. Madam Web de bu konuda bizden yardım istiyor ve dengelerin alt üst olmaması için bu tablet parçalarının mutlaka bulunması gerektiğini belirtiyor. Artık iş başa düşmüş durumda ve ağlarımızı bol bol kullanacağımız maceramıza başlamızın zamanıdır.

İlk bölüm tamamen bir alıştırmadan ibaret. Bu sayede kontrol edeceğimiz tüm Spider-Man’lerimizin özelliklerini tanıyabiliyoruz. Her bölümde farklı karakter kontrol ediyoruz ve bölümleri açtıkça istediğimiz sırayla oynama şansına sahip oluyoruz. Karakterlere göre; bölümlerin konsepti değişiyor ve bu oyuna epey renk katıyor. Her bölümün sonunda, farklı boss ile karşılaşıyoruz. Yapımcılar, yarattıkları bölümü bizlere ellerinden geldiğince, uygun konseptte sunmaya çalışmış.

1 Spider Man: Shattered Dimensions Resimli İnceleme

Ara videolar son derece iyi ve güzel grafiklerle hazırlanmış. Seslendirmeler ve profesyonel ellerden geçmiş. Dört Spider-Man de farklı isimler tarafından seslendiriliyor. Oyun içi grafiklerde ise; yapımcılar çizgi roman havası yaşatmak istemiş. Bu yüzden, hem karakterler, hem de çevre detayları tamamen çizgisel olarak hazırlanmış. Ara sıra ufak tefek mantık ve animasyon hataları göze çarpabiliyor, ancak genel olarak son derece tatmin edici. Ayrıca gayet de sempatik gözüküyorlar.

Örümcek dörtlüsü

Önce karakterlerin ortak özelliklerine göz atalım. Klasikleşmiş Spider-Man hızı ve dinamiği burada aynen geçerli. Ağlarımızla sağa sola hoplayıp zıplıyor ve böylece seri bir şekilde hareket edebiliyoruz. Bununla birlikte, dövüş yeteneklerimiz ile örümcek güçlerimizi birleştirip, ortaya gayet güzel kombinasyonlar çıkartabiliyoruz. Düşmanları öldürdükçe ve etraftaki gizli örümcekleri topladıkça, deneyim puanları kazanıyoruz. Bölüm içlerindeki challenge’ları yerine getirdikçe de, deneyim puanlarını kullanarak özellikler satın alabiliyoruz. Bazı özellikler, belli bir karakter için olurken, bazıları da hepsini kapsıyor. Yetenekler, dövüş ve karakter yetenekleri olmak üzere ikiye ayrılıyor. Birbirinden farklı kombo seçenekleri alabiliyor, karakterlerimizin özel yeteneklerini ve sağlık durumlarını daha iyi duruma getirebiliyoruz. Bu arada, oyun içerisinde bulduğumuz örümcekler aynı zamanda sağlık görevini de görüyor.

Şimdi tek tek karakterlerimizin özelliklerine bakalım. Amazing Spider-Man, bildiğimiz klasikleşmiş örümcek adamımız. Kendisi son derece kıvrak ve birbirinden farklı dövüş kombinasyonlarını rahatlıkla gerçekleştirebiliyor. Eskiden Spider-Man oyunları, daha çok şehir içlerinde geçerken burada, Amazing Spider-Man’le oynadığımız bölümler daha farklı mekanları içeriyor. İlk bölümde Kraven’le karşılaştığımız yerler bir ormandan ibaret. Bir sonrasında ise, Sandman kapışmalarımız maden ve kum bölgelerinde geçiyor.

Bambaşka dünyalar

Spider-Man Noir ise apayrı bir konseptle geliyor. 1930’un New York’unda geçen Noir görevlerinde, gizlilik ön planda ve çeşitli hamleler ile düşmanları etkisiz hale getirebiliyoruz. Bu bölümlerde kapışmalara girmek tamamen bizim zararımıza. Zaten gizli kalmak ve bu şekilde düşmanları öldürmek son derece basit, hızlıca ilerleyebiliyoruz. Gölgeler bizim dostumuz ve gölgelere sığındığımız sürece kesinlikle problem olmuyor. Düşmanlar bizleri gördükleri zaman direkt olarak ateş açıyorlar, ancak en yakın gölgeye gidip biraz beklediğimizde yine kurtulmuş oluyoruz. Oyunun genelinde düşmanlarımızda yapay zeka eksikliği hakim. Diyelim ki 3 düşman var, herhangi bir tanesini aralarından çekip alıp etkisiz hale getirdiğinizde, yanındakiler hiç tepki vermiyorlar ve çok yakın olmalarına rağmen ruhları bile duymuyor. Bu tip gizli saldırıları; görünmeden yakın ve uzak mesafelerden, ayrıca tepeden yapabiliyoruz. Noir bölümlerinde daha karanlık ama bizlere eski zamanları yaşatan bir renk paleti hakim, çizgisellik de aynen devam ediyor.

2 Spider Man: Shattered Dimensions Resimli İnceleme

Spider-Man 2099 ise; gelecekteki Spider-Man olarak karşımıza çıkıyor ve teknolojik bazı özellikleri ile geliyor. Değişik bir kostüme sahip, üzerinde pençeleri de var. 2099 bölümlerinde uzay çağındaymışız gibi bir hava hakim. Uçan araçlar var ve kapıştığımız düşmanlar da robotlardan oluşuyor. Her karakter, kendine has konseptlere sahip, ancak bölüm tasarımları bazen yeteri kadar çeşitlendirilmemiş. Genelde aynı şekil yerlerden geçip aynı tarz mekanları görüyoruz. Bu tedüzelikle ilgili olarak ayrı bir paragraf açacağız. 2099’un özel yeteneği olarak zamanı yavaşlatma göze çarpıyor. Bununla birlikte, çeşitli roket saldırıları ve bombalardan rahat kurtulma şansımız oluyor. Çevre olarak da; gayet ışıklı ve gelecekte geçtiğini gösteren bir yapıya sahip 2099’un bölümleri.

Ultimate Spider-Man’in de kendisine has farklı bir yapısı ve bölümleri var. Örneğin karşımıza ilk görevi olarak, Electro’yu yok etmek çıkıyordu. Ultimate’in ağlarının dışında, kostümüne ait ölümcül sarkaçları bulunuyor. Bunlarla birlikte, çok ölümcül kombinasyonlar gerçekleştirebiliyoruz. Ayrıca bir de Rage özelliği var. Bu özellikle birlikte, düşmanları öldürerek Rage barımızı dolduruyoruz. Zor durumda kaldığımızda Rage’imizi kullanıyor ve böylece daha ölümcül saldırılar yapabiliyoruz. Gayet karizmatik bir kostüme sahip olan Ultimate Spider-Man’in bölümleri de iyi aksiyon içeriyor.

Kader ağlarını ördü

Shattered Dimensions’ın oldukça zevkli ve oynanışı eğlenceli kılan özellikleri var ancak bunların hep aynı yerlerde ve aynı şekillerde kullanılması biraz suratımızı ekşitmemize neden oluyor. Genel olarak bakıldığı zaman, gayet hareketli ve eğlenceli bir oynanış hakim. Sürekli bir yerlerden zıplıyoruz ve dövüşüyoruz. Noir bölümlerindeki gizlenme teması ve düşmanları alt ederlen kullandığımız özellikler gayet güzel düşünülmüş ancak bazı yapay zeka problemleri ve tek düzelikler, eğlencenin maksimuma ulaşmasına biraz engel oluyor.

Öncelikle, bölümün boss’uyla tüm level boyunca haşır neşiriz. Bu sistem aslında iyi düşünülmüş ve devamlı aksiyon sağlıyor. Ancak, her bölümde bir boss’un 3 kere gelmesi ve her seferinde boss’ları benzer şekillerde alt etmemiz bir süre sonra monoton bir hal almaya başlıyor. Önce zayıf yaratıkları geliyor; o sırada boss bize şöyle bir gözüküyor ve gücü tükenene kadar kapışıyor. Daha sonra bizden kaçıyor ve bir süre onu kovalıyoruz. Bu arada hafif ve orta güçteki yaratıklar bir arada geliyorlar. Bir alanda tekrar bize gözüküyor ve burada da alt ettikten sonra son kısma doğru ilerliyoruz. Bazı alanlara geldiğimizde, etrafta bulunan tüm düşmanları temizlemek icap ediyor. Yine de, boss’ları öldürmek için izlediğimiz yollar fena değil ve hem boss’un hem de çevresel etmenlerin özelliklerini kullanmamızı gerektiren kısımlar var.

İlginç olaylar silsilesi

Amazing’in ilk bölümünde şöyle bir kısımla karşılaştım; bir yandan düşmanları öldürmeye çalışırken, sniper benim peşimdeydi ve bir yandan da onun dürbününden kaçmaya çalışıyorduk. Düşmanları temizledikten sonra, sniper’ın bizim için ağaç devirmesini ve yol yaratmasını sağlamamız gerekiyordu. Bu gibi kısımlar, Shattered Dimensions’ı ayakta tutan keyifli yanlar. En son boss savaşlarının belirli bir bölümünden sonra, kamera birinci şahıs görünümüne geçiyor ve yumruklar konuşmaya başlıyor. Bir yandan da, düşmanların saldırılarından zamanlamalı olarak kaçmamız gerekiyor. Yine güzel düşünülmüş, ama bir yerden sonra hep aynı şekilde seyreden bir özellik.

3 Spider Man: Shattered Dimensions Resimli İnceleme

Yine tekrar tekrar yapmak zorunda bırakıldığınız durumlardan biri de, insanları kurtarmak. Mesela, Ultimate’le oynarken bir elektrik santralindesiniz ve burada ilerlemek için bir kısımda işçileri kurtarmalı, sonra da onları korumalısınız. Daha sonra bunun aynısını, Amazing ile maden bölümünde de kapıyorsunuz. Noir ile oynarken de, önce çevredeki düşmanları temizleyip, daha sonra rehineleri gereken yerlere götürmeniz gereken kısımlar var. İlk başlarda bir sorun yokken, hep aynı senaryoya karşılaşmak güzel olmuyor. Güzel düşünülmüş bir bölüm de, 2099’la oynarken karşıma çıktı. Boss’u havada kovalıyorduk ve bir yandan da etrafta üzerimize gelen engellerden ve duvarlardan kaçıyorduk. Yalnız, Spider-Man’in hızına bazen yetişmek zor oluyor. Şöyle ki, çok hızlı hareket etmesi zaman zaman göz yorucu oluyor ve kameranın oraya buraya hızlıca gidip gelmesine sebep oluyor.

Yine de bir klasik

Genel olarak baktığımız zaman, Spider-Man Shattered Dimensions, kesinlikle başında eğlenceli vakit geçirilebilecek bir yapım. Özellikle Spider-Man dünyasının 4 farklı şekilde ele alınması ve 4 farklı karakteri kontrol edebiliyor olmamız çok güzel. Ancak, keşke bir yerden sonra kendini tekrar etmeseydi demeden de edemiyor insan. Yine de, zaman zaman karşılaşabileceğimiz değişik sahneler ve ara videolar için bile oynanır diye düşünüyorum. Özellikle Spider-Man severler için alıp oynamakta zaten bir sakınca yok, oyuncu gözüyle değerlendirildiğinde ise; tekrarlı kısımları dikkate alınmadığında alıp keyifli zaman geçirilebilecek bir yapım.

9 Ekim 2010
Okunma 161
bosluk

LOTRO Lord of The Rings Online Bilgiler

“Gondorlular, Rohanlılar, kardeşlerim… Gözlerinizin içinde, kalbimde yeşermesine izin vermediğim korkuyu görüyorum. Gün gelir, insanlar cesaretlerini yitirebilir, dostlarına sırt çevirebilir ve tüm kardeşlik bağlarını koparabilir. Ama o gün, bugün değil. Düşmanın zaferi ve harap olmuş siperler bekler insan çağının çöküşünü. Ama o gün, bugün değil. Bugün savaşacağız, bu dünyadaki tüm sevdiklerimiz adına…”

Gerek kitapları, gerek film ve oyunlarıyla herkesin yakından tanıdığı bir dünya Yüzüklerin Efendisi’nin Orta Dünya’sı. Tolkien tarafından büyük emeklerle yaratılmış bir kitaba dayanıyor hepsi, ama genelde kitaptan uyarlama filmleriyle tanındı bu efsane. Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin ardından çok sayıda video oyunu da geldi, ama bir çoğu Tolkien’in kemiklerini sızlattı. Tabii böyle bir kaynağın MMORPG oyunu halini almaması da garip olurdu. Uzun zaman üzerinde çalışıldıktan sonra 2007 yılında Lord of the Rings Online da çıktı. Getirdikleriyle kısa sürede çok beğenildi, birçok site ve dergi tarafından 2007 yılının en iyi MMORPG’si ünvanına layık bile görüldü. 10 Eylül 2010 itibariyle Free2Play oynanışa geçti ve biz de hemen incelemesine koyulduk.

Gerçekten ücretsiz mi?

Uzun zaman önce oyunun Free2Play’e geçeceği duyurulmuştu. Yapımcılar bu şekilde hem oyuncu çekecekti hem de oyuna hareket getirecekti. 10 Eylül’de de hesaplar açıldı, insanlar Orta Dünya topraklarını arşınladı. Daha önce Beta Key’leriyle deneyen oyuncular da olmuştu tabii. İlk bakışta klasik Free2Play özellikleri göze çarpsa da işin aslı biraz farklı. Macera “Quest (Görev)” odaklı ilerlediği için, seviye atladıkça bir noktadan sonra oyun bize yeni Questler vermiyor. Bunları da “Turbine Points(TP)” aracılığıyla “Quest Pack” şeklinde satın alabiliyoruz. Yani 20-25 level gibi bir seviyeye geldikten sonra Quest Pack almak zorunda kalıyoruz. Kısacası kısmen Free2Play olmuş diyebiliriz Lord of the Rings Online için. En azından aylık Premium ücreti vermeden sadece TP satın alarak da eşit şartlarda oynanabilir veya 20 levele kadar ulaşıp kafanızda devam edip etmeme konusunda bir fikir oluşur.

2 LOTRO Lord of The Rings Online Bilgiler

Başlamadan evvel

Başlamayı düşünenler için genel bir takım uyarılar yapmak gerekiyor. Öncelikle dediğim gibi oyun “Quest” sistemi üzerinden ilerliyor. Knight Online-Silkroad Online gibi farming-grinding, yani sürekli yaratık kesme temelli oyunlara alışmış Türk oyuncular için zor veya sıkıcı gelebilir. Tabii yine grind peşinde koşturabilirsiniz, ama epey zorlanacaksınız. Çünkü Lord of the Rings Online (LotRO)’de yaratık slotları oldukça geniş dağılmış bir şekilde ve re-spawn (yeniden dirilme) süreleri de kısa değil. Anlayacağınız, macera sizi bir şekilde Quest’lere mahkum bırakıyor ki bence bu şekilde hem daha eğlenceli hem de RPG ruhuna daha uygun. Yine ek olarak en azından ortalama bir İngilizce şart diye düşünüyorum. Olayları anlama açısından, Quest’leri tamamlamak için ve diğer oyuncularla iletişim kurmak için mutlaka lazım oluyor İngilizce. Zaten bu tarz oyunlarda sosyal yön de fazla olduğundan diğer oyuncularla konuşmak kaçınılmaz oluyor. Yardım almanız gereken bir nokta olur veya can sıkıntısından konuşacak biri ararsınız, herkesin başına gelir. Zira sunucularda Türk oyuncu fazla yok. Yüzüklerin Efendisi ve Orta Dünya temalı olduğunu bir kez daha hatırlatayım. Yani daha çok kitabın ve filmlerin fanlarına hitap eder tarzda bir oyun, elbette diğer MMORPG severler de zevk alacaktır. Ayrıca oyunun boyutu da biraz büyük gelebilir.

Orta Dünya atmosferi yaşamak isteyenlere…

LotRO’yu öne çıkaran özelliği bence türe getirdiği yenilikler değil, Orta Dünya atmosferini gerçekten mükemmel bir şekilde yansıtmasıdır. Gerçekten oyunda haritalar çok geniş ve fazla sayıda. Tüm Orta Dünya’yı ayaklarınızın altına seriyor ve ne kadar gezersiniz gezin mutlaka gitmediğiniz bir yer oluyor. Ayrıca büyük ölçüde kitaba ve hikayeye sadık kalınarak yapılmış olması ve Aragorn, Gandalf gibi ana karakterlerin de oyunda yer alması diğer artı yönleri. Grafikler elbette 2007 yılından kalma olduğu için çok da mükemmel gözükmeyebilir, ama kesinlikle kötü değil. Sadece skill efektleri biraz daha güzel olabilirdi. Sesler ve müzikler de ayrı ayrı çok güzel. Oyunun arayüzü opsiyonel olarak değiştirilebilmesine rağmen gayet kullanışlı. RPG oyuncuları zaten kısa sürede tüm menüleri, kısayolları kavrayacaktır. Zaten dediğim gibi bu oyun türe pek yenilik getirmiyor. Sadece var olan MMORPG özelliklerini en iyi şekilde ortaya koyarak Yüzüklerin Efendisi’yle harmanlamış o kadar.

Olmazsa olmazlar

Biraz daha derine dalalalım. Öncelikle maceramızda 4 temel ırk var ki zaten Orta Dünya fanatikleri bunları gayet iyi biliyordur; İnsanlar (Human), Elfler, Cüceler (Dwarf) ve Hobbitler. Bu ırkların her birinin farklı özellikleri olmasına rağmen genel olarak aralarında pek bir fark yok ve birçok sınıfı (class) da seçebiliyorlar. Bu sınıfları da dokuz ayrı kategoride inceliyoruz; Champion, Guardian, Hunter, Captain, Burqlar, Lore – Master, Minstrel, Rune-Keeper ve Warden. Son iki sınıf yani Rune Keeper ve Warden, Mines of Moria genişleme paketiyle gelen yeni türler.

3 LOTRO Lord of The Rings Online Bilgiler

Burqlar: Görünmezlik ve Debuff (düşmanı zayıflatma) özellikleriyle göze batan bir sınıf. Irk olarak İnsan veya Hobbit seçmek bize kalmış durumda ama önerim Hobbit olmanızdır. İdol karakteri Frodo’dur.

Captain: Sadece insan olarak oynanabilen bir sınıf. Farklı özellikleri bulunuyor. Pet kullanabiliyor ve buffer, healer ve summoner gibi özellikleri öne çıkmış durumda. İdol karakter ise Boromir.

Champion: DPS (saniye başına verilen hasar) olarak başarılı bir sınıf ama AoE (alan hasarı) açısından en iyisi diyebiliriz. İdol karakteri Aragorn, seçilebilen ırklar ise İnsanlar, Elfler ve Cüceler.

Hunter: Oyunun en iyi DPS sınıfı, tek hedef üzerinde… Uzak mesafeden düşmanlarını yay kullanarak öldürür, yakın mesafede ise hançerini kullanır. Tuzak kurma gibi yetenekleri de vardır. Ek olarak grubundaki diğer savaşçıları port edebilme yeteneğine sahiptir. Elf, İnsan, Hobbit veya Cüce olarak oynamak sizin elinizde ama önerilen ırk Elfler. İdol karakter ise tabii ki Legolas.

Guardian: Oyunun tank karakteri. Boss dövüşlerinde en aranılan sınıfdır. Bu sınıf için her ırk seçilebilir durumda, idol karakter ise Gimli.

Lore-Master: CC, Debuff ve Pet kullanabilme özellikleriyle öne çıkan bir sınıf. Ayrıca AoE yetenekleri de çok gelişmiştir. Asa kullanırlar, idol karakter Gandalf veya Radagast. Elf veya İnsan olarak oynanabilir.

Minstrel: Oyundaki healer (bir nevi doktor) sınıfı, silah yerine müzik aleti kullanmaktadır. Bu karakter için her ırk seçilebilir.

Rune-Keeper: Mines of Moria ile gelen bir sınıf. Bir çeşit büyücü, oldukça güçlü ve tercih edilen bir sınıf. Elementler üzerine uzman, elf veya cüce olarak oynanabilir ve idol karakteri Galadriel.

Warden: Yine oyuna gelen yeni sınıflardan biri. Mızrak kullanan bir sınıf. İnsan, hobbit veya Elf olarak oynanabiliyor.

“Üç yüzük göğün altında yaşayan Elf Kralları’na, yedisi taştan saraylarında cüce hükümdarlarına, dokuz yüzük ölümlü insanlara, ölecekler ne yazık! Bir yüzük, gölgeler içindeki Mordor Diyarı’nda kara tahtında oturan karanlıklar efendisine… Hepsine hükmedecek bir yüzük, hepsini o bulacak. Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak; gölgeler içindeki Mordor Diyarı’nda.”

Oyunda görüldüğü gibi geniş bir Irk ve sınıf yelpazesi bulunuyor. O yüzden karakterinizi yaratırken iyi düşünün. Karakter yaratma ekranına gelirsek, burası da oldukça hoş hazırlanmış. Örneğin burada orijin denilen bir kısım bulunuyor, karakterimizin doğduğu şehiri ayarlıyoruz. Oyunun oynanışına etki etmese de güzel bir RPG unsuru. Yine bu ekranda karakterin cinsiyetini, ırkını, sınıfını ve her türlü fiziksel özelliğini seçebiliyoruz. Oyunda her ırk farklı yerlerde oyuna başlıyor ve seviye atladıkça farklı haritalara geçiş yapabiliyor. Her ırk oyuna kendine has bir giriş bölümüyle başlıyor ve hikayeyi bu şekilde anlıyor. Örneğin Elfler ormanlık bir arazideyken Cüceler mağara ve madenlerde bolca vakit geçiriyor. Tabii dediğim gibi seviye atladıkça diğer ırkların da haritalarına geçip, onların görevlerini de yapabileceğiz. Görevlerin geneli birbirine benziyor zaten. Toplama, avcılık, kurye tarzı görevler alıyoruz.

4 LOTRO Lord of The Rings Online Bilgiler

Eğer hala okumaktan sıkılmadıysanız genel kısımlarına bir göz atalım derim oyunun;

Karakter Ekranı, Oyun İçi İletişim ve Yetenekler (Skill)

Menülerin yeterince kullanışlı olduğundan bahsetmiştim, karakter ekranı da bundan nasibini almış. Envanterimiz ve karakter ekranımız iç içe. Burada üzerimizdeki eşyalara, stat pointlere, paramıza vs. bakabiliyoruz. Paradan bahsetmişken oyunda Gold, Silver ve Cooper olmak üzere 3 ana para birimi var. Ayrıca stat pointleri oyun kendisi otomatik olarak veriyor ve bizi bu dertten kurtarmış oluyor.

Oyun içi iletişime gelirsek. Burası da oldukça detaylı ve kullanışlı hazırlanmış. Kendi kanalımızı açıp şifrelendirebilme olanağının yanında varolan kanallarda da diğer oyuncularla sohbet edebiliyoruz veya istediğimiz kişiyle özel olarak konuşabiliyoruz. Tüm bunları yapmak size bir mouse kadar yakın. Ayrıca oyunda “emote” adı verilen sekmeyle farklı rollere bürünebiliyoruz.

Yetenekler de sınıflara göre aktif-pasif olarak dağıtılmış durumda. Bu yetenekler seviye atladıkça açılıyor ve sınıfımıza göre farklı NPC’lerden belirli bir para karşılığı yeteneklerimizi açtırabiliyoruz.

Seyahat ve Rest XP Sistemi

LotRO çok geniş bir dünya ve sürekli bir seyahat hali barındırdığı için ulaşım çok önemli. Ulaşımı teleport, at üzerinde veya tabanvay olarak gerçekleştirebiliyoruz. Yaya seyahat elbette ki hem daha yavaş hem de tehlikeli. Stable Master denilen NPC’den kendimize bir at alabiliyoruz veya yine buradan istediğimiz bir bölgeye ışınlanabiliyoruz.

5 LOTRO Lord of The Rings Online Bilgiler

Rest XP sistemi ise hızlı ilerlemenize yarayan bir sistem. Özellikle oyuna az giren oyuncular için çok önemli, çünkü bu puanlar login olmadığınız süre içerisinde birikiyor. Görevleri etkilemeyen bu sistem öldürdüğünüz yaratıklardan fazladan tecrübe puanı kazanmanızı sağlıyor.

Fellowship, Kinship, Crafting, Housing, Trait ve Hobiler

LotRO’da parti ve grup sistemi olarak Fellowship yer alıyor. Ayrıca Guild veya Clan yerine geçen Kinship’ler de kurulabiliyor.

Tabii ki olmazsa olmaz bir Crafting, yani meslek sistemi de yer alıyor. Önce bir meslek seçiyoruz ve bunun üzerinde zamanla uzmanlaşıyoruz. Üç farklı uzmanlık alanımız oluyor ve meslek seçimi gerçekten ciddi bir konu. Bazı meslekler kolayken bazıları oldukça zor tıpkı gerçek hayat gibi. Oyunda Armourer, Armsman, Explorer, Historian, Tinker, Woodsman ve Yeoman olmak üzere 7 farklı meslek var ve bunların içinde de 10 farklı uzmanlık alanı bulunuyor. Ek olarak mesleklerinizi istediğiniz zaman değiştirebilirsiniz.
Housing, yani ev satın alma ise oyunun ilginç bir diğer yönü. Orta dünyada bir eve sahip olabileceksiniz ve istediğiniz gibi döşeyebileceksiniz. Bu evler de genişlik ve mimarilerine göre farklı farklı ayrılmış durumdalar. Oyunda mahalleler var ve bu mahallelerin de belli ev sınırları var. Buralar doldukça server tarafından yenileri açılıyor. Ayrıca bu evlere cüzi bir miktarda haftalık kira da ödeniyor ve bir level sınırı da var. Satın alabileceğiniz evlerin önünde ise “For Sale” yazısı bulunmaktadır.

Kısaca Trait sisteminden de bahsetmek istiyorum. Bu Trait’leri genelde görevleri bitirdiğimizde alıyoruz ve sayelerinde karakterlerimizi, yeteneklerimizi tabiri caizse kişiselleştiriyoruz. Hobi olarak ise mesela balıkçılığı seçebiliyoruz. Bir olta ve balıkçılık yeteneğini öğrendikten sonra balık tutmaya başlayabilirsiniz.

Instance ve Raid

Gelelim oyunun en zevkli kısmına; Instance ve Raid’ler. Bunların amacı belirli gruplar halinde güçlü yaratıklara karşı mücadele etmek tecrube ve eşya (item) kazanmak. Genellikle Kinshipler tarafından yapılırlar ve iyi bir lider kadrosu gerektirirler.

6 LOTRO Lord of The Rings Online Bilgiler

“Zafer yakındı, lâkin yüzüğün gücü bir türlü bastırılamıyordu…”

Bahsetmediğim daha bir çok nokta var aslında, ama fazla uzun tutup sizleri sıkmak istemiyorum. Umarım genel olarak kafanızda bir şeyler oluşmuştur ve yeni başlayacaklar için yararlı olur. Çünkü ben tamamen yazmaya kalksam ne LotRO biter, ne uçsuz bucaksız Orta Dünya evreni. Kısacası en azından denenmeye değer bir oyun. Özellikle Yüzüklerin Efendisi hayranları için bir nimet diyebilirim Lord of the Rings Online… Büyüleyici atmosferi, uçsuz bucaksız haritaları, mağaraları ve sayısız göreviyle; kardeşlik seni çağırıyor.

8 Ekim 2010
Okunma 378
bosluk

James Bond: Blood Stone Oyunu Hakkında Herşey

James Bond: Blood Stone

Ian Fleming’e ne kadar teşekkür etsek azdır. Bize öyle bir eser hediye etti ki; hem filmleri, hem de oyunları bıkıp usanmadan izlenmeye ve oynanmaya devam ediyor. 1962’de Sean Connery ile başlayan ve Dr. No adıyla doğan efsane film serisi, günümüze Quantum of Solace’a ve Daniel Craig zamanına kadar geldi. Kitap konusuna girdiğimiz zaman 9 sene daha geriye gitmeye hazırlanın. Casino Royale ile birlikte, yep yeni bir kahramanın doğuşuna şahit oluyorduk. Sadece filmler ve romanlar değil, yıllar ilerleyip imkânlar da arttıkça, medyanın dört bir yanı James Bond öğeleriyle dolup taşmaya başlamıştı. Çocukluk yıllarımızın en heyecan verici çizgi filmlerinden bir tanesiydi. Ayrıca çeşitli TV şovları ve radyo programları da Bond’un maceralarını anlatıyordu.

Sean Connery, George Lazenby, Roger Moore, Timothy Dalton, Pierce Brosnan ve son olarak Daniel Craig’i de gördü James Bond konsepti. Beyazperde ile birlikte, bilgisayar ve teknoloji dünyasının canlanmasına istinaden, video oyunları da geliştirilmeye başlandı. 1983 yılında SEGA’nın oyun sistemiyle oyun dünyasına merhaba diyen James Bond, bugüne kadar 22 oyun ile bizlerle birlikte oldu. Dur durak bilmeyen kahramanımız, şimdi Blood Stone için kolları sıvamış durumda. Bond severleri, yıllardır olduğu gibi, bu sene de aksiyon dolu dakikalar bekliyor.

2 James Bond: Blood Stone Oyunu Hakkında Herşey

Hız ve heyecan

Öncelikle şunu belirtelim; Blood Stone tamamen orijinal olarak kaleme alınan bir yapıt ve senaryosunu, Bond serisinde yakından tanıdığımız Bruce Feirstein kaleme alıyor. Blood Stone, herhangi bir filme bağlı kalınmadan, kendine özgü hikâyeyle geliyor. Karanlık güçlerin eline geçmiş olan, gizli bir silahın peşindeki kahramanımız, Nicole Hunter’la birlikte bir yandan teröristlerle mücadele ederken, kritik rol üstlenen ve öldüğünden şüphelenilen bir bilim adamını da bulmaya çalışıyor

Aksiyon ve macera türlerini birleştirecek olan yapımda teknolojik araçları da sürecek, bu araçlarla birlikte aksiyon dolu sahnelerin bir parçası olacağız. Videodan da gördüğümüz üzere, Blood Stone bizi epey terletecek ve aksiyon sahneleri açısından son derece doyurucu olacak. Hikâyede değindiğimiz silahın peşine düşerken, dünyanın çeşitli şehirlerini ziyaret ediyoruz. Sıkı durun, bu şehirlerden bir tanesi, son yıllarda oyunların gözdesi olan şehrimiz İstanbul. İstanbul’un yanında, Bangkok, Sibirya, Monaco ve Atina gibi şehirlerde de aksiyona gireceğiz.

3 James Bond: Blood Stone Oyunu Hakkında Herşey

Sadece silahlar değil, dövüşerek de düşmanlarımızı alt edeceğiz ve zaman zaman bunu sessizce yapmamız gerecek. Sessizce bir düşmanı etkisiz hale getirdiğimiz zaman, daha az belayla haşır neşir olacağız. Bond’a özgü Focus Aim sistemiyle birlikte, düşmanları daha isabetli ve slow motion eşliğinde indirme şansımız olacak. Karakterimiz Bond, Daniel Craig tarafından, M ise Judi Dench tarafından seslendirilecek. Böylece hem seslendirmeler olsun, hemde görüntüler olsun, film kalitesine ve konseptine epey yaklaşılacak. Oyun içerisindeki önemli sahneler, tamamen motion capture sistemiyle gerçekleştirilecek.

Kasım’da Bond başkadır

Görsel olarak fena görünmeyen yapım, 16 kişiye kadar olan multiplayer oyunlarını da destekleyecek. Bir taraf spy, diğer taraf mercenaries olarak aksiyon dolu kapışmalar online olarak da devam edecek. PC’nin yanında; PS3, Xbox 360, DS ve Wii için de piyasalara sürülecek olan James Bond 007: Blood Stone. 2 Kasım’dan itibaren bizlerle olacak.

7 Ekim 2010
Okunma 117
bosluk
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >

oyun hileleri Son Yazılar FriendFeed
Drakensang 300x250