Berlin merkezli Yayımcı Frogster, 2011 senesinin başında yayımlanacak olan Avrupa çapında tanınmış Online Rol Oyunu Mythos‘un Türk oyuncular için de bedava ve Türk dilinde mevcut olacağını ve oynanabileceğini açıklar.
Mythos başarılı konsepti Hack’n'Slash’i aksiyon yüklü bir Online-Rol-Oyunu ile birleştiriyor. Oyuncular Mythos’ta sanal Fantezi-Dünyasını karikatür atmosferinde yaşıyor, çeşitli zindanlarda sayısız Canavar avlıyor ve diğer oyuncularla karşılaşmalarda heyecan dolu (“Oyuncuya-karşı-Oyuncu”) PVP-düellolarına giriyorlar. Bireyselleştirilibilen dört ırk ve üç karakter sınıfı da mevcut. Aslen Flagship Stüdyolarınca geliştirilen Mythos, 2009′dan günümüze kore menşeili Yayımcı HanbitSoft tarafınca sürdürülmekte ve Avrupa Yayımı için hazırlandı. Frogster Mythos’u şimdilik beş dilde yayımlıyor; Almanca, İngilizce, Lehçe, Fransızca ve Türkçe.
Bugün yayın hayatına başlayan www.mythos-europe.com sitesi farklı Halk ve Karakter Sınıflarına dair ilk bilgileri verdiği gibi oyun dünyası ve özelliklerine istinaden değerli tüyoların yanı sıra geniş çaplı ekran görüntüleri ve sanat çalışmaları da içeriyor. Bunların yanı sıra hayranlar an itibariyle web sitesinde forum ve yaklaşan kapalı beta sürecine kayıt olabilirler. Bir Facebook sayfası da bugünden itibaren yayında: www.facebook.com/MythosTR
Bugün http://www.mythos-europe.com/tr/videos,id35,beta_poki_saldırıyor.html adresinde yayımlanan bir fragman ise, Hack’n'Slash Macerası ve yaklaşan Kapalı Beta Sürecine dair küçük bir ön hazırlık niteliğinde.
Zombiler… Kimi zaman korkunç bir lanetin, kimi zaman ilginç deneylerin, kimi zaman ise ölümcül bir enfeksiyonun ürünü olarak tasarlanırlar. Ölüme çok yakın, ama bir o kadar da uzak olan bu canlılar, acılarını içgüdüleriyle törpülemeyi, umarsızca hırıltılar çıkararak gezinmeyi sever. Aslında sevdikleri bir şey yok, amaçları da yok. Biraz beyin istiyorlar o kadar, ama bunu nereye kadar sürdürecekler ki? Ya da şöyle diyelim: Nereye kadar amaçsızca var olacaklar? İnsanlar tarafından korkuyla bahsedilen bu varlıklar, ya insanların birer eğlence aracı halini alırsa? Neden olmasın?
Korku filmlerini çok severim. İlla korkmam gerekmiyor, konsepti hissetmem yeterli, hatta istediği kadar klişe ve yaşanacaklar daha en baştan belli olsun. Yine de sever, izlerim. Öyle ki bir dönem gece kuşağı yayınlarında sürekli korku filmleri verilirdi, bunlar arasında favorilerim tabii ki zombili olanlardı. George A. Romero’nun Dawn of the Dead’ine ayrı parantez açmak gerekir. Bir alışveriş merkezindeki hayatta kalma mücadelesini anlatan film, sonraki dönemlerde farklı yapımlara da ilham kaynağı olmuştu. Bu konseptin bire bir aynısı, bir defasında örümcekli olarak çekilmişti örneğin.
Oyun olarak baktığımızda ise, ilk Dead Rising geliyor akıllara. Her taraf zombilerle çevrili, bir grup insan, devasa bir alışveriş merkezi ve başlayan yaşam mücadelesi. X360 platformuna hazırlanan bu oyun, eski klişelerin bazı yeni özelliklerle birleştirilerek nasıl da eğlenceli hale gelebileceğini başarılı bir şekilde gösteriyordu. Şimdi de Dead Rising 2’de, zombilerin canlarına okumaya devam ediyoruz. İlk oyundan 5 yıl sonrasında yani.

Eğlencenin ve zombilerin merkezi Fortune City
Vegas, son dönem oyunlarda fazlasıyla tercih edilmeye başlanan şehirlerden biri halini aldı. Oyunumuzda da bu şehri, orijinalinden biraz daha farklı tasarımda ve Fortune City ismiyle görüyoruz. Yayımlanan tanıtım filminde, mutlu bir çiftin bu şehirdeki bir tam günü özet halinde gösteriliyordu. Şehrin güzel sokaklarında gezebilir, kafelerde keyif yapabilir, sinemaya gidebilir ya da şansınızı denemek için oyun salonlarına uğrayabilirsiniz. Hava karardığında ise, farklı eğlence alternatifleriyle de karşılaşabilirsiniz; mesela Terror Is Reality.
Hava kararınca Fortune City’de heyecan bastırıyor. Binlerce kişi tribünlerde, milyonlarcası da televizyonlarının başında Terror Is Reality’yi izliyor. Bu organizasyon, açlıkla boğuşan zombilerin arasına korkusuz motosiklet sürücülerini salıyor. Her sürücünün silahları var ve belirlenen süre çerçevesinde en fazla zombiyi öldürerek birinci olmaya çalışıyorlar. Her şey büyük ödül ve şöhret için, ama tabii ki ölmemek kaydıyla. Yoksa bir de bakmışız ki, bir önceki programda sürücü olarak görev alan kişi, sonraki programda kurban edilen zombilerden biri olmuş.
Dead Rising 2’de Chuck ismindeki motor sürücüsünü yönetiyoruz. İşinin ehli ve karizmatik yapısıyla dikkat çeken kahramanımız, bu işten pek hoşnut değil, ama yapmak zorunda. Küçük kızı Katey, hasta ve enfeksiyon kaptığı için her 24 saatte bir ilaç almalı. Zombrex adındaki bu ilaç, pek de kolay bulunmuyor. Dolayısıyla elde edebilmek için sayısız zombinin arasında mekik dokuyacağız, hem de defalarca.
Chuck’ın çıktığı son gösterinin ardından bazı şeyler ters gitmeye başlıyor. Gösteri sırasında kızını odaya gönderen kahramanımız, bu karışıklıklar üzerine endişeye kapılıyor ve bir an önce ona ulaşmak için aceleci davranıyor. Gördükleri, gerçekten endişe verici unsurlar. Gösteri için kapalı bir bölgede tutulan zombiler, her ne olduysa serbest kalmıştır ve etraftakilere saldırarak yeni bir salgın başlatmak üzeredir. Kısa sürede hemen herkes zombiye dönüşüyor, geride kalan az sayıdaki kişi de güvenli bir bölge bularak buraya saklanıyor. Neyse ki Katey’nin durumu iyi, ama nereye kadar iyi olabilir? İlaç alması gerekiyor, ama Chuck’ın elinde hiç ilaç kalmadı… O halde yola düşme vaktidir.

Kızım olmadan asla
Dead Rising 2’deki ilk amacımız, bir adet Zombrex ilacı bulmak. Katey’nin her 24 saatte bir kez bu ilacı alması gerekiyor. Ne eksik, ne de fazla. Bu sebeple güvenli bölgeden uzaklaşarak, zombilerle dolu mekânlara adım atıyoruz. Hâlâ hayatta kalmış tek tük insanlar görebiliyoruz. Bunları kurtarabiliriz, ama bu bize zaman kaybı olarak yansıyacaktır. Oysa ki zaman bizim için çok önemli ve aceleci davranmalıyız. Her tarafımız renkli ışıklarla, çeşitli dükkanlarla, kullanılabilir araçlarla ve tabii ki zombilerle dolu. Bu tip unsurlar, bizi yoldan alı koyucu, zaman kaybettirici unsurlar. Zombilerle uğraşırken vakit kaybedebilirsiniz, ama zombilerle uğraşarak rahatlıkla gelişim puanları da elde edebilirsiniz.
Her yer kaos ortamını andırıyor. Bu durumdan faydalanmak isteyenler de var haliyle. Yüzü maskeli hırsızlar, fırsat bu fırsat diyerek boş kalan tüm dükkânları yağmalamak için harekete geçiyor. Pek dost canlısı değiller, o yüzden dikkat etmemiz gerekiyor. Aynı zamanda bu yağmalama işlemlerini biz de yapabiliriz. Öncelikle ilk görevi yerine getirelim, detaylara sonrasında göz atarız. İlacı bulup, kızımıza verdikten sonra, Dead Rising 2’deki asıl amacımız ortaya çıkıyor; yani ismimizi temize çıkarmak.
Yaşanan olaylar, haber kanalları aracılığıyla tüm dünyaya yayılıyor ve insanlar haberdar ediliyor. Peki, zombiler nasıl oldu da serbest kaldı? Bunun cevabı için de bir güvenlik kaydı kaseti yayımlanıyor. Görüntülerdeki kişi, adamımız Chuck. Aslında o değil, ancak onun kostümlerini giyen biri, zombileri serbest bırakıyor ve kâbusun baş mimarı oluyor. Doğal olarak suçlu duruma düşen kahramanımız Chuck ise, bu lekeden kurtulmak ve ismini temize çıkarmak için asıl mücadelesine başlıyor.
Dead Rising 2’de zaman önemli. Ne kadar vakit kaybederseniz, sizin için o kadar kötü. Zira birkaç gün içinde şehre askeri bir müdahale söz konusu. Bu olmadan işlerimizi halletmeliyiz. Zaman sürekli işliyor ve haberdar olarak hareket etmek için de devamlı T tuşuna basarak kol saatimize göz atabiliyoruz. Harita detayları ve görevlerimiz için de M tuşuna basmak yeterli.
Nedir, ne kullanılması gerekir?
Karşımızda zombi faktörü var. Bilindik hatlarıyla hantal ve salak yaratıklar, ama topluca saldırdıklarında, kısacası ortalarında kaldığınızda işiniz çok zor. Bunun için devamlı hareket halinde olmak en iyisi. Onlarla uğraşmanın, onlara zarar vermenin bizim yararımıza olduğunu söylemiştim. Biraz bu konuyu açalım. Zombilere türlü türlü saldırılar düzenleyebiliriz. Oyun, bunun için mükemmel bir sistem oluşturmuş. Çevredeki hemen her objeyi silah olarak kullanabiliyor ve kombine ederek daha etkili saldırılar düzenleyebiliyoruz. Nasıl mı?

Bir adet kürek, iki tane de elektrikli testere buldunuz diyelim. Küreğin bir ucuna bir testere, diğer ucuna da diğer testereyi yerleştirebilir, koşar halde tüm zombileri ikiye bölebilirsiniz. Bu sadece bir örnek. Bu tarz geliştirmeleri yapmak için haritalarda özel odalar bulunuyor ve bunlar size özellikle gösteriliyor. Başka neler var dediğinizi duyar gibiyim? Su tabancası, süpürge sopası, çöp bidonu, saksı, yazar kasa, çamaşır askılığı, oyuncak bir ayı, su sebili ve daha aklınıza gelebilecek birçok objeyi oyunda silah olarak kullanabiliyoruz. Bu gerçekten inanılmaz eğlenceli bir savaş sistemi çıkarmış ortaya.
Dahası da var. Oyuncak bir dinazor kafasını alarak bir zombinin başına geçirebilirsiniz. Üzerlerine benzin dökerek onları yakabilir, tekerlekli sandalyeyi üzerlerine sürebilir, hatta kendi karakterinizin kafasına bir geyik başı geçirerek düşmanlarınıza kafa atabilirsiniz. İlginç, etkili ve bir o kadar da eğlenceli saldırı yöntemlerimiz var.
Zombilerle ilgilendikçe puan elde ediyoruz. Bu puanlar gelişmemizi sağlıyor ve sağlık, direnç gibi yüzdelerimiz artarak daha dayanıklı hale geliyor. Ayrıca çevrede bazen motosiklet, spor araba gibi araçlar görebiliyoruz ve bunları pat diye hemen kullanamıyoruz. Biraz vakit geçmesi gerekli, ama bu zaman dilimini olabildiğince eğlenceli geçirmek de bizim elimizde. Dead Rising 2, gerçekten eğlence ve çeşitlilik anlamında çok iyi bir oyun.
Bir dükkana girdim ve etrafı gezmeye başladım. İstediğimiz elbiseyi giyebilmek mükemmel olmuş. Beğendiğimiz gözlük ve şapkaları da alabiliyoruz, en güzel yönü ise, bunların hepsi bedava. O kadar fazla çeşit var ki, bir an oyunu bırakıp sadece bu tarz şeylerle ilgilenesi geliyor insanın. Bir Kızılderili heykelinin elinden ok ve yayını aldım, biraz daha ilerde de bir kaykay buldum. Zombilerin içinde kaya kaya, ok ata ata süzüldüm. Her zombi oyununda korkmak zorundayız diye bir kaide yok ya.
Oyunun grafikleri gayet iyi. Çevre ve karakter tasarımları başarılı. Yapımcılar, kan konusunda da eli bonkör davranmış, orası burası kopan zombilerden tonla kan fışkırıyor etrafa. Öyle ki adamımızın üzeri bile kan revan içinde kalabiliyor. İlk oyunda aynı ekranda 800 kadar zombi görünüyorken, yeni oyunumuzda bu seviye binlerle ifade ediliyor. Tabii ki karakter sayısının artması, bazen performans düşüşlerine sebebiyet verebiliyor. Öte yandan Dead Rising 2’de çok fazla yükleme ekranı kullanılmış. Açıkçası sürekli oyundan kopuyor olmak, atmosferi fena baltalıyor.
Karakterlerin seslendirmeleri başarılı. Endişe, umursamazlık ve ciddiyet iyi yansıtılmış. Özellikle Chuck’ın kalıbına uygun, tok bir ses tonu var. Q’ya basarak etrafa seslenmesini sağlayabiliyoruz. Böylelikle normal insanlar var mı, yok mu anlayabiliyoruz. Chuck’ın etrafa seslenirken ağzının hareket etmemesi ise, basit kaçmış. Diğer işitseller de kötü değil, ama müzikler pek de kendisini belli etmiyor bana göre. Gelelim kontrollere. Dead Rising, orijinalinde bir konsol oyunuydu. Dolayısıyla devamında da konsol temeli korunarak PC’ye gelebilirdi. Neyse ki yapımcılar kolaya kaçmamış. Oyunun kontrolleri çok kolay ve hiç zorluk çıkarmıyor.
Her yanı detaylarla dolu senaryo modunu tek kişi oynadıktan sonra, sıra co-op moduna geliyor. Windows Live bağlantısı sayesinde Internet üzerinden diğer oyuncularla iş birliği yapabileceğiniz oyun deneyimlerine sahip olabiliyorsunuz. Diğer bir online mod da Terror in Realty. Senaryoda her şeyin sorumlusu olan bu yarışma programına, diğer oyunculara meydan okumak için katılabiliyorsunuz.
Sonuç olarak Dead Rising 2’yi çok beğendim ve kesinlikle bir defa oynanılıp, köşeye atılacak tarzda oyun değil. Zira her oyun deneyiminizde size farklı tecrübeler sunabiliyor. Çünkü çok fazla çeşit imkânı var. Sadece sürekli silah modifiye edip, zombi kesmek için bile oynayabilirsiniz. Bazı minik detayları da atlamayın. Mesela Chuck’ın kızı Katey, el konsolunda Mega Man oynuyor. Ayrıca, Fortune City’nin tanıtım filminde mutlu bir çift vardı ya hani, maalesef onları oyunda zombiye dönüşmüş halde gördüm. Beysbol sopasıyla dövmek çok zevkliydi, ne yalan söyleyeyim.
Çıkış tarihi: 21 Kasım 2008
Tür: Yarış
Platform: PC, PlayStation 3, XBOX 360, Wii
Yapımcı: EA Black Box
Türkiye distribütörü: Aral
Pek başarılı olamayan ProStreet versiyonunun ardından Need For Speed serisinin 12. Devamı Undercover merakla bekleniyordu. Yapımcılara göre yeni oyun serinin en başarılısı olarak kabul edilen Most Wanted’a bir geri dönüş niteliğinde olacaktı. Undercover’ın yapımında çalışanların bir çoğu da Most Wanted hayranıydı.
HİKAYE OYUNUN ADINDA SAKLI
Oyunun adından da anlaşılacağı gibi hikaye gizli bir görev üzerine kurulu. Undercover‘da gizli bir polis olarak mafyanın içine sızarak casusluk yapıyoruz. Hayati bilgiler toplayarak kötü adamları içerden çökertmeye çalışıyoruz. Kısaca oyunda biraz Fast and Furious havası var. Temel görev oyunun başlangıcında animasyonlarla anlatılıyor ve daha sonra Tri-City sokaklarına giriş yapıyoruz.
Yeni Need For Speed’in haritası biraz Burnout Paradise’ı andırıyor. Hikaye gölün etrafına kurulmuş üç büyük şehirde geçiyor. Şehirlerin tümü hemen başlangıçta dolaşmaya açık. Sadece baz bölgeler de yapacak pek bir şey yok. Hikayenin bölümleri bir kitap grafiğinde teker teker açılıyor ve bizi yeni bölümlere yönlendiriyor. Oyunda toplam 200 görev ve seçebileceğimiz diğer işler bizi bekliyor.
YAPAY ZEKA YENİLENDİ
Highway Battle modunda şehir içi yollarda hem trafikle hem de rakibimizle savaşıyoruz. Job modunda bizi daha farklı işler bekliyor. Örneğin çaldığımız Porsche ile polisten kaçarak, onu parçalara ayrılması için garaja götürmeye çalışıyoruz. Race modundaysa klasik yarışlara dahil olabiliyoruz.
Getirilen yeniliklerden biri trafikteki arabaların yeni yapay zekası ve hareket biçimleri. Yollar bu sefer daha kalabalık ve arabaların davranışları daha gerçekçi. Her araç bir hedefi varmış gibi davranıyor ve işaret lambalarını kullanıyor, kırmızı ışıkta duruyor. Aynı zamanda davranışlar etrafta olup bitenlere göre şekilleniyor. O yüzden hızlı gittiğimizde trafikteki diğer arabaların verebileceği tepkileri düşünmemiz ve tahmin etmemiz gerekiyor. Bütün araçlar aynı değil. Farklı çeşitler bizi bekliyor. Örneğin otobüs bile bulunuyor.
Ne kadar çok aranırsak o kadar çok polis arabası görüyoruz. Polisler kolay kolay peşimizi bırakmıyor. Hatta zamanla kazandığımız tecrübeyle beraber helikopterli kovalamacalar bile yaşanıyor. Polislerden yan sokaklara farkettirmeden saklanarak ve onlardan daha hızlı kaçarak saklanabiliyoruz. Ayrıca çevredeki nesneleri kullanarak polisleri engelleyebiliyor, onlara karşı barikatlar oluşturabiliyoruz. Tabii biraz cesursak, polis arabalarının üzerine de sürebiliyoruz.
YENİ PUANLAMA SİSTEMİ: ACTION EXPERIENCE
Oyundaki bu yıkım modeli şimdiye kadar ki NFS‘ler içinde en iyisi. Fakat oyunu Burnout Paradise ile karşılaştırınca NFS’de hala geliştirimeyi bekleyen özellikler olduğunu söylemek gerekiyor. Örneğin oldukça hasarlı bir Audi, radyatörü ve bir çok başka parçasını kaybettiği halde hala yarışmaya devam edebiliyor.
Bir başka yenilikse “action experience” adındaki sistem. Bu sistem ile aksiyonlardaki reaksiyonlarımız, sürüş tekniği ve daha bir çok özelliğimiz puanlanıyor. Bu puanlar ile daha sonra yeni arabalar veya fazladan ekipmanlar alabiliyoruz.
ARABAMIZI KENDİMİZ DİZAYN EDELİM
Arabamızın görüntüsünü ve modifiyesini zamanla geliştirebiliyoruz. Görüntü bu sefer o kadar ayrıntılı ki en küçük parçaları bile boyayabiliyoruz. Bazı renkler görüş açısına göre ton değiştirebiliyor. Bu gerçekten çok hoş.
Gaz ve fren arasındaki mesafenin kısaltılmasıyla dönüşler daha hızlı ve keskin yapılabiliyor. Bunun yanında karşı şerite doğru daha hızlı dönebilmek mümkün. Özellikle polislerde çok işe yarıyor çünkü onlar o kadar hızlı dönemiyor.
FİLM HAVASI VAR
Need For Speed’in devamı daha çok film niteliğinde bir grafiğe sahip. Ancak arabalar üzerinde ve çevredeki aşırı parlaklık hala yerini koruyor. Işık ve gölge kontrastı arasındaki büyük fark nedeniyle doğru yolu seçmek ve bir yerlere toslamamak biraz zor. Bu parlaklığı menüden biraz kısmak gerekiyor. Fakat önemli olan arabaların ProStreet versiyonundakinden çok daha iyi olduğu açıkça belli. Daha yüksek hızlara da çıkabilmek mümkün.
Şehirlerin grafikleri çok güzel. Dar dönemeçler, kestirme yollar, köprüler ve tepeler. Bir yarışçının rüyası gibi. Üstelik her araba 400 çeşit parçadan oluşuyor.
Menünün yapısı da daha farklı. Yeni tasarım ve menünün öğeleri çok güzel görünüyor. Sıralama gayet yerinde.
Mükemmel ve dinamik müzik diğer her şeyden daha büyük bir sürpriz. Müziğin temposu ve çeşitliliği o anın aksiyonuna göre değişiklik gösteriyor.
Oyunda çok fazla yenilik olmamasına rağmen olumlu bir havası var. ProStreet’in yarattığı hayal kırıklığının ardından tasarımcılar biraz daha gayretli görünüyor. Ancak yine de yeni nesil araba oyunlarının yanında sönük kalıyor. Kısacası Need For Speed her şeye rağmen özellikle oynanabilirliğiyle cazibesini yitiriyor.
1C Company yapmış olduğu basın toplantısında Katauri Interactive firmasının geliştirdiği strateji türündeki King’s Bounty: Crossworlds çıkış tarihini ağzından kaçırdı.King’s Bounty: Armored Princess hikayesini kaldığı yerden devam ettirecek olan yeni oyunda 2 yeni senaryo ve birçok yeni özellik olacak.17 Eylül 2010 tarihinde mağazalara düşecek olan oyunun fiyatı ise 19.99$ olarak belirtildi